Hilal

BADRAÇ
Türk söylencelerinde Badraç yedi başlı bir ejderha olarak tasvir edilir. Derisi zırh gibi pullarla kaplı ve kuyruğu kamçı gibidir. Ağzından ateşler saçar. Ölmesi için yedi başının birden kesilmesi gerekmektedir. Eğer tek tek kesilecek olurlarsa başları yeniden çıkar. 12 hayvanlı Türk takviminde tıpkı yaşayan diğer hayvanlar gibi, Badraç’a da yer verilmiştir.
Sayfa 60 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Azman
Azman, Türk mitolojisinde sıra dışı güçleri olan vahşi bir hayvan olarak karşımıza çıkar. Keskin dişleri, iri gövdesi, büyük ayakları, keskin pençeleri ve sert derileri vardır. Oğuz Kağan Destanı’nında bahsi geçen “Kıyant” adlı tek boynuzlu yaratık, Gılgamış Destanı’ndaki “Humbaba” adlı dev öküz ve Korkut Ata Öyküleri’nde bahsi geçen “Beserekler” bu tür için örnek gösterilebilir.
Sayfa 58 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim
ALYABANİ / AHUBABA / Gul-i Biyaban
Anadolu'da anlatılageldiği üzere, ıssız yerlerde ortaya çıkan Alyabani, saçları dağınık, gözleri kızıl bir cadı olarak tasvir edilir. Yakaladığı insanları kaçırır ve öldürür. Vücudu tüylerle kaplı, gövdesi kocaman ve son derece pis kokuludur. Ayakları tersinedir. Gündüzleri mezara girer. Geceleri ise hortlayıp çıkar. O aynı zamanda çöllerin ve harabelerin sahibidir. Bu yüzden, "Issız Yerin Ruhu" olarak da bilinir. İlerleyen çağlarda ismi ve tasviri değişiklik göstermeye başlar. Söylenceler artık onu uzun sakallı ve asalı, dev gövdeli bir erkek olarak tasvir etmektedir. Adı da "Ahubaba"ya evrilmiştir. İnsanları kaçırır ve onları yiyerek karnını doyurur. Pamir Kırgızlarının mitolojik metin ve efsanelerinde ise bu şeytani varlığın adı "Gul-i Biyaban" şeklini alır. Pamir Kırgızlarına göre bütün vücudu sarı-kırmızı tüylerle kaplıdır, insanımsı ve çirkin bir varlıktır. Dağ yamaçlarında ve kimsenin olmadığı çöllerde akşamüstü ortaya çıkar. Avcılara yaklaşıp onlarla konuşur. Bir şeyler ister, sonra onlara güreş yapmayı önerir. Avcı kazanırsa sessizce çekip gider. Ama eğer o kazanırsa avcıya hastalık bulaştırır. Avcı uzun süre hasta bir şekilde yatar. Bir başka rivayette ise çöllük ve harabe yerlerde uyuyan insanlara ilişir. Uyuyan kişinin ayak altını kan çıkana kadar yalar ve derisini inceltir. Sonra da ölünceye kadar kanını içer.
Sayfa 41 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim
Aldaçı Han
Kadim zamanlarda Anadolu'da söylenegeldiği üzere, insanların canını almakla görevli Aldaçı Han adında karanlık bir ruh vardır. Emrindeki kölelere Aldaçı adı verilir ve canını almak istediği insanın yanına bu kölelerden birini gönderir. Erlik Han'ın din elçisi olarak görülmektedir. Bir tür, yeryüzündeki vekili. Uzun kara pelerinli bir giysi giydiği rivayet edilir. Kara zırhlı kara bir ata biner. Çok korkutucu ve heybetlidir. Geçtiği yerde insanlara korku salar. Bir evden ölü çıktığı zaman, Aldaçı Han'ın emrindeki ölümcül ruhlar o evde yedi gün boyunca nöbet tutar. Bu yedi gün çok tehlikelidir. Eğer içeri biri girecek olursa o da ölür ya da içeriden bir eşya çıkarılırsa eşyayı gören ve taşıyan herkes aynı akıbeti paylaşır. Bu yüzdendir ki ölü çıkan evden yedi gün dışarıya eşya verilmez ve içeriye de hiçbir şey alınmaz. Bu yedi günün sonunda nihayet eve girilir, temizlik yapılır ve yemek pişirilir.
Sayfa 38 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim
Albıs/Alkarısı
Sarı Deniz'den Balkanlara, Ural'dan Horosan'a kadar geniş bir coğrafyada Albıs adında kötü bir ruhtan bahsedilir. Bu ruha sıklıkla, Alkarısı da denmektedir. Daha çok, kefen giymiş bir ölü ya da bir gelin kılığında görünür. Bu şekilde göründüğü zaman Alkızı, Alanası gibi isimlerle de anılır. Kendine has, son derece çirkin bir tasviri vardır. Ayakları ters olarak betimlenir. Uzun boyludur. Parmakları ve tırnakları da uzundur ama buna rağmen son derece zayıf ve kemiklidir. Teni yağlı, kokusu pis, suratı eblek, dişleri çıkık, dudağı sarkık ve kırmızı bir gömlek giymesi dışında çıplaktır. Bacaklarındaki deri kat kat sarkar. Memelerinden birini omzundan geriye atar. Dobruca Türkleri onu sarışın ve şişman bir kadın olarak tarif eder. Fergana Özbekleri pejmürde kılıklı, dağınık saçlı bir kocakarı, Gagavuzlar ise bir dev olarak tasvir ederler. Çok fazla sayıda, ağır, demir takıları vardır. Kimi anlatılarda boş yağ küplerinin içinde, kimi anlatılarda ise ırmak kenarlarında, ıssız bölgelerde ya da içi boş ağaç kovuklarında yaşadığı söylenir. Bir diğer tipik özelliği ise kaçması gerektiğinde, su kuyusuna atlayarak ortadan kaybolmasıdır. Ya da eteğine iğne batırılınca su olup bir kuyuya doğru akması da anlatılagelen özellikleri arasındadır. Anadolu'da bu yüzden “Kuyu Kızı” olarak da bilinmektedir. Sudan gelip suya döndüğü rivayet edilir. Öleceğini anladığında ise kendini yaralar ve akan kandan bir süre sonra yeni bir Albıs doğar. Gökçe munçuktan yani mavi boncuktan çok korkar. Nazar boncuğu kavramının kökenlerinde bu anlayışın yattığı düşünülmektedir. Ağzında sihirli taşlar olan bir kuş kılığına da girdiği söylenir. Özellikle Anadolu'da şeşe adıyla bilinen kuşun bir tür Albıs olduğu düşünülür. Kötülük yapmaktan zevk alır. Yaptığı kötülükler “albasmak” tabiri ile anılır.
Sayfa 29 - Holden Kitap, 5. Basım, İllüstrasyonlar: Aslı Ekim