Ali'ye göre kadın, ne öfkeye ne merhamete ancak erkek tarafından istihfafa lâyık bir mahluktu. Bunu kadınlar da hissederler. Her kadında en galip seciye, erkek tarafından mal edilmek arzusudur. Erkek kadını esaretten kurtarmıya ne kadar çalışırsa çalışsın, tabii sevklerinin boyunduruğundan kurtulamayan bu mahluk, daima efendisini arayan bir esir menzilesinde kalacaktır. Yalnız, Ali bir şeyi daha biliyordu ki her kadının bu aczi, en büyük kuvvetidir. Erkek de kendi kölesine esir olan hürriyetsiz bir efendiden başka nedir? Her iki cinsin birbirine oynadığı büyük tahakküm oyununda kadın esaretiyle galebe çalar, erkek hakimiyetiyle mahkûm olur. Burada da zıtların garip bir vahdeti vardır.
“Sevişmek denilen şey yoktur. Biri severken öteki lakayt kalıyor.” dedi. Çok yanılmıyordu. Hedefine vasıl olan hiçbir temayül yaşamaz. Arzu ile gaye arasında ümit verici bir mesafe olmadıkça arzunun yaşaması imkansızdır. İhtiraslar da böyledir. Aşk da hedefinden az çok uzak bulunursa canlıdır. Firari ve seyyal bir hedef karşısında her ihtiras kudurur. Bunun için iki taraftan biri kaçar ve öteki tarafın ihtirasını tahrik eder. İhtiras kovalayan taraf da vardır. Kaçan lakayttır. Bunun için “sevişmek” yoktur. İki insan, muhtelif anlarda, birbirlerini sevebilirler fakat bu an birleşir ve iki taraf, birbirlerini aynı zaman içinde sever ve sevdiklerini hissederlerse ikisinde de ihtiras derhal mahvolur ve aşk hadisesi biter. Her sevdanın sonu böyledir. Garip netice:
Sevişmek, aşkın zıddıdır.