Hilal

Şüphe etmeyen erkek yoktur. Erkeklerin şüphelerine kızarız ama şüphe etmezlerse daha ziyade kızarız değil mi Periciğim?
Sayfa 46 - Ötüken Neşriyat, 9. Baskı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Pervin, Sacid'le münasebetini Müfid'in ebediyyen bilmemesini istiyor. Niçin? Koсаsına acıyor. Bu yalnız merhamet de değil. Takdirle karışık, muhabbetle karışık, böyle, nasıl, ince, tuhaf, vicdani bir hisle karışık merhamet. Pervin bu duyguyu kendi kendine iyice tarif edemiyor. Şüphesiz ki Müfid'in bir cazibesi var; onun hoşuna giden bir tarafı, tatlı ve titrek, yumuşak bir tarafı var; Pervin istiyor ki, bütün hayatında, bu çocuğun yanı başında kalsın; ona teselli, ona şefkat, ona kuvvet, ona hararet, ona muhabbet versin; acaba onun tarafından sevilmek için mi? Evet, sevilmek de istiyor hatta daha fazla sevilmek istiyor. Fakat bu, Müfid, kocası, her zaman Sacid'in dediği gibi: “Eksik bir adam.” Neresi eksik, nesi yok, ki bir kadını tatmin etmiyor? Vücudu zayıf olduğu için mi? O da var, fakat yalnız bu değil... hayır... hatta bu hiç değil... şehvet saatlerinde Müfid çok canlıdır... Başka bir şey? Ruhunda bir eksiklik var. Pervin istiyor ki, Müfid de Sacid gibi, diri, vücudiyle de ruhiyle de diri olsun. Bu onda yok. Müfid, Sacid'in dediği gibi: “Hastalıklı, âciz, biçare bir adamcağız.” Niçin böyle? Böyle işte. Hem de Sacid ve Müfid biribirlerine ne zıt insanlar! Biri kadından daha yumuşak, öteki erkekten daha sert; biri saf, öteki tecrübeli; biri masum, öteki hain; biri mahkum, öteki hâkim, Pervin'in ruhunda iki türlüsüne de ihtiyaç var. İstiyor ki bir erkek hem metin hem hassas hem saf hem kurnaz hem masum hem tecrübeli olsun. Yalnız bir türlüsü, yalnız Müfid ve yalnız Sacid ona eksik geliyor, onun için ikisinin ortasında yaşamaktan zevk alıyor. Bu iki adam, yan yana geldikleri vakit ancak tam bir erkeğin yerini tutabiliyorlar.
Sayfa 42 - Ötüken Neşriyat, 9. Baskı
Sacid bilir ki bütün kadınlar, erkekte şiddetle mülayemetin tezadını ararlar, sertlikle yumuşaklığın bir insan ruhunda o âhenkli imtizacıdır ki her kadını na-me'mül vaziyetlerde bırakarak hayrete ve alâkaya sevk eder. Erkeklere karşı ekseriya haşin duran Sacid yerinde bir tebessüm, bir iltifat, bir yumuşak bakış, bir tavır, bir tatlı el hareketiyle kadında mülayim hisler uyandırmanın yolunu biliyordu.
Sayfa 39 - Ötüken Neşriyat, 9. Baskı
Pervin her kadın kadar bunu bilirdi, en zeki ve hassas erkeklerin bile inanmaya ve aldatmaya ne kadar muhtaç olduklarını, en kudurtucu şüphe anlarında bile kadının teminatına nasıl inandıklarını ve aldandıklarını bilirdi. Fakat erkeğe bu itimadı verebilmek için gayet sakin, sinirsiz, mantıki ve âkil olmak lâzımdı. Erkeğin en ziyade hangi noktada şüphelerinin türediğini ve kuvvetlendiğini anlamak, bilhassa orada kanaat vermeğe çalışmak ve ortadaki mühim izleri mâhirane tevillerle silecek büyük yalanlar, hakikatten ziyade hakikate benzeyen yalanlar bulmak lazımdır.
Sayfa 35 - Ötüken Neşriyat, 9. Baskı
İzzetinefs, bazı kere, kendi kendisiyle cidal eder. İtham eden de, müdafaa eden de izzetinefstir. Burada Pervin'in izzetinefsi, yine Pervin'in izzetinefsine kelimesiz bir his yığını halinde hücum ediyordu: “Sen aciz, biçare bir şeysin, alelâde bir çapkına karşı bile mukavemetsizsin, bak şimdi bunun zilletini duyuyor; cezasını, çekiyorsun. Eğer lekesiz olsaydın, şimdi kocanın derin, temiz kalbiyle kaynaşacaktın, samimiliğin tadını alacaktın. Ama dişlerin kilitleniyor, ağzını açamıyor, susuyor, bir aptal veya günahkâr gibi yutkunuyorsun.” … İzzetinefsin kendi kendisiyle mücadelesi, ruhi buhranların en dehşetlisini doğurur, beyni uğuldatan ve gözleri karartan öfkeler, insanı yaşamaktan caydıracak kadar şiddetli yeisler bu buhranların mahsulüdürler.
Sayfa 32 - Ötüken Neşriyat, 9. Baskı