Pervin, Sacid'le münasebetini Müfid'in ebediyyen bilmemesini istiyor. Niçin? Koсаsına acıyor. Bu yalnız merhamet de değil. Takdirle karışık, muhabbetle karışık, böyle, nasıl, ince, tuhaf, vicdani bir hisle karışık merhamet. Pervin bu duyguyu kendi kendine iyice tarif edemiyor. Şüphesiz ki Müfid'in bir cazibesi var; onun hoşuna giden bir tarafı, tatlı ve titrek, yumuşak bir tarafı var; Pervin istiyor ki, bütün hayatında, bu çocuğun yanı başında kalsın; ona teselli, ona şefkat, ona kuvvet, ona hararet, ona muhabbet versin; acaba onun tarafından sevilmek için mi? Evet, sevilmek de istiyor hatta daha fazla sevilmek istiyor.
Fakat bu, Müfid, kocası, her zaman Sacid'in dediği gibi: “Eksik bir adam.” Neresi eksik, nesi yok, ki bir kadını tatmin etmiyor? Vücudu zayıf olduğu için mi? O da var, fakat yalnız bu değil... hayır... hatta bu hiç değil... şehvet saatlerinde Müfid çok canlıdır... Başka bir şey? Ruhunda bir eksiklik var.
Pervin istiyor ki, Müfid de Sacid gibi, diri, vücudiyle de ruhiyle de diri olsun. Bu onda yok. Müfid, Sacid'in dediği gibi: “Hastalıklı, âciz, biçare bir adamcağız.” Niçin böyle? Böyle işte. Hem de Sacid ve Müfid biribirlerine ne zıt insanlar! Biri kadından daha yumuşak, öteki erkekten daha sert; biri saf, öteki tecrübeli; biri masum, öteki hain; biri mahkum, öteki hâkim, Pervin'in ruhunda iki türlüsüne de ihtiyaç var. İstiyor ki bir erkek hem metin hem hassas hem saf hem kurnaz hem masum hem tecrübeli olsun. Yalnız bir türlüsü, yalnız Müfid ve yalnız Sacid ona eksik geliyor, onun için ikisinin ortasında yaşamaktan zevk alıyor. Bu iki adam, yan yana geldikleri vakit ancak tam bir erkeğin yerini tutabiliyorlar.