Arkadaşı onu teşvik etti:
Söyle! Başka bir adama ihtiyacı olmayan adam yoktur.
Müfid mırıldandı:
- Ne söyleyim? Sana anlatmak lazım gelince kederimi birdenbire çok bayağı buldum. On dakika evvel, salonda, dudaklarımı dişlerimle yiyerek için için kıvranırken zannediyorum ki benim ıstırabım yalnız bana mahsus bir şeydir, dünyada eşi yoktur ve hiç kimse benim çektiğimi çekmemiştir. Bu bir gaflet. Herkes ıstırabının nevini kendi şahsına münhasır sanır. Fakat bu gaflet şimdi bende kalmadı, kederim o kadar bayağı ve umumi ki sana üç dört kelime ile anlatabilirim: Pervin'in beni aldattığını zannediyorum.
Ali gülümsedi. Tamam. Bildiği şey. Eski beşeri ıstırap:
Şüphe, kıskançlık. Malûm veya mevhum rakip hayaletleriyle mücadele; kendi benliğimizle başkalarınınkini zaruri mukayese; aczlerimizin vazıh şuuru; malik olmasını şiddetle özlediğimiz meziyetlerden mahrum kaldığımızı anlamanın korkunç eziyeti; sevgilimizle aramızda açılan bü yük iptila oyununda, aczimizin cezasını çekmek korkusu: sevgilimizi bizim aleyhimizde faziletsizliğe mecbur edebilecek melun tabii sevkler karşısında ebedi iktidarsızlığımız; aldatılıp aldatılmadığımızı iyice bilmemekten gelen dehhoş tereddüt; korkunç tahminlerimizin bütün zekāmızı şiddetle hırpalamaları; rakiplerimizi hayalimizde sıraya dizerek, hepsiyle ayrı ayrı boğuşmanın bize yaptığı işkence; bu yüzden çektiğimiz yaman çile, hepsi malum. Her evli ve her sevdalı bunları bilir.
Sayfa 61 - Ötüken Neşriyat, 9. Baskı