Babamın bir uzvuydu adeta o tespih,
onun ayrılmaz bir parçası olmuştu.
Tespih tanelerinin diliyle konuşurdu bizimle; yüzünde yakalayamadığımız küçücük bir mimiği, aklımızın ermediği bir davranışını hep o taneler fısıldardı bize. Pencereden dışarı bakar, ufuk çizgisiyle konuşurdu sanki içinden sessizce.
- Tespihinin tanelerini ağır ağır, yavaş yavaş çekerdi; o zaman anlardık ‘bana dokunmayın, konuşturmayın’ demek istediğini. Ağarmış saçlarının, yetmişe dayanmış ömrünün muhasebesini yapardı kendi kendine.
-İkişer ikişer, hızla çekti mi tespihi bilirdik ki sinirlenmiştir, üzülmüştür babam; bir tespihe bir annemize bakardık böyle zamanlarda. Tespihin şakırtılı sesinden ve annemin mimiklerinden, sinirini ölçmeye çalışırdık babamın hiç konuşmadan.
-Bir de o tespihi çekmeyip parmağına dolaması vardı. İşte o an bilirdik ki babamız mutludur, sıkıntısı yoktur, her şey yolunda gidiyordur. Hepimizin yüzünde bir gülümseme, Alâeddin’in sihirli lambasındaki cini bulmuş gibi dile dileyebildiğini!
Keyfi yerindeyken babam hemen bana bakardı.....