Nisâ ︎

Nisâ ︎
@Compassion
9/10
·256 syf.··
2020 51. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2020 03:41
Hiçbirimiz içine doğduğumuz toplumu ve aileyi seçemiyoruz. Hayatımızın ilk yıllarında hayati önem taşıyan ihtiyaçlarımızı gideren ebeveynlerimize içgüdüsel bir şekilde bağlı oluyoruz ve bu ilk çocukluk çağında ebeveynlerimiz gözümüzde Tanrı-insan modelinde oluyorlar. İlk yıllarımızda beynimize ve bilinçaltımıza kodlanan bu "Kutsal imge" ilerleyen dönemlerde ailemizle olan bedensel ve duygusal bağımlılığımız büyük oranda azalmış olsa bile bizi güdülemeye devam ediyor. Bilinçaltından gelen bu kodlama sayesinde, ebeveynlerimizden nefret ettiğimizi iddia ettiğimiz anlarda bile onları yargılamaktan içten içe suçluluk duyuyoruz. Ve bu yüzden insanlar çoğu kez kendi ebeveynlerinin yarattığı yıkıcı etkiyi görmezden geliyor ve problemi kendi içinde, kendi hayatında aramaya başlıyor. Bu kitap, bunun yanlış olduğunu ve içinizde bir yerlerde kendi öz somut ve soyut hayatınızda problem olmadığı halde bir boşluk hissediyorsanız bu durumu ilk yıllarınızda mesafeli, reddeden, bencil ve olgunlaşmamış bir ebeveynle hoş olmayan deneyimlerden dolayı yaşadığınızı söylüyor. Mükemmel ebeveynlik terimi tam bir fiyasko. İnsan kaynaklı kurulmuş hiçbir ilişkide, düzende ve eserde mükemmellik olamaz. Anne babalık da bunlardan birisi ve hiçbir insandan mükemmel bir ebeveyn olması beklenemez. Maalesef annelik ve babalık herhangi bir koşulun sağlanmasına değil, sadece sağlıklı bir bedensel bütünlüğün sağlanmasına bağlı. Bu demek oluyor ki, duygusal yönden oldukça zararlı olan olgunlaşmamış bir insan da bir ebeveyn olabilir ve bu kişiler dünyaya bir insan getirmiş olmakla "Mükemmel" ve "Eleştirilemez" olamazlar. Anne babalar, bir insan için çok önemlidir; ilişkileri, sosyal ve iş hayatı, duygusal dünyası ve hayatı düzenlemesi konusunda çocuklukta bırakılan tohumların sahibidir. Bu yüzden etkileri
1000Kitap
Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin ÇocuklarıLindsay C. Gibson · Sola Unitas · 20192,374 okunma
Reklam
10/10
·904 syf.··
2020 27. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2020 23:37
Dostoyevski'ye, onun herhangi bir eserine nasıl inceleme yazılır, bilmiyorum. Daha önce hiç denemedim, çünkü genelde onun düşüncelerini ve eserlerini kendi içimde çözümlemeye ve özümsemeye çalışırım. Kitaplarındaki karakterleri hayatıma indirgerim ve itiraf ediyorum, her kitap karakteriyle hayatımdaki bir insanı özdeşleştiririm :) Okurken hem mutlu olduğum hem de huzursuz olduğum tek yazar diyebilirim şahsım adına. Zira, Cemal Süreya'ya söylettiği gibi bana da "Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yoktur." dedirtti :) Biraz yanlış zamanda okumaya başladığım için uzun süre elimde dolaştı durdu. İyi ki de kapılıp kısa bir sürede okumamışım zaten, uzun birçok eserini okumuş olmamla beraber, en uzun soluklu okuduğum ve okurken kendimi kaybettiğim ilk eseri oldu belki de. Dolu dolu, oldukça doyurucu; sorgulamayla, düşünmeyle ve keyifle geçen bir yirmi günün sonunda tekrar Dostoyevski'ye hayran kaldığımı gördüm. Karakterler, olay örgüsü ve biçem yine bildiğim gibiydi; tanıdığım, alışkın ve hayran olduğum Dostoyevski'nin kaleminden. Okurken içinde kayboluyorsunuz ve o dönemin Rusya'sını Dostoyevski'nin gözünden analiz edebiliyorsunuz. Aslında bizim Batı dünyası ve Batılı dünya görüşlerinin eleştirilerini içeren Tanzimat sonrası romanları gibi. Batının ideolojileri altında benliğini kaybetmeye başlayan Rus halkının yozlaşmasını ele almış Dostoyevski ve bence bunu ustalıkla başarmış. Dostoyevski'nin zaman içinde değişen düşüncelerini de kitapta hissetmek mümkün. Sanki daha milliyetçi, daha tutucu bir fikir dünyasında geçmiş; bunu fark etmek için diğer eserlerini de okumuş ve tahlil etmiş olmak gerekir diye düşünüyorum. "Ölmeden Önce Okunacaklar" listemin başlarındaydı. Ölmeden önce okuyun, derim :) Ecinniler - Fyodor Dostoyevski
Edebiyat
EcinnilerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20197,3bin okunma
10/10
·115 syf.··
2020 26. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2020 23:19
İşte her sayfasında başka bir yüz ifadesiyle buluştuğum, altın değerinde muhteşem bir kitap daha... Kitabın son sayfasını bitirdiğim o buruk birkaç dakikadaki kalp sızımı mı, yoksa küçük bir yutkunuşla beraber "Uzun Hikaye"yi tamamlamayı çalışan hüzün dolu anı mı anlatsam? Anlatabileceğim tek şey sanırım kitapla buluştuğum ilk anla son an arasındaki duygu uçurumum. Bazı zamanlar pişmanlık duyarım yaşadığım zamandan. Ya da pişmanlık değil de, bir hayıflanma diyelim. Dostluğun, kardeşliğin, aşkın ve insan ilişkilerinin bozulmadığı; sıcak, naif ve sakin bir zamanda yaşamak isterdim. Tertemiz duyguların, tertemiz insanlarını tanımak; o zarif yıllarda bulunmak isterdim. Madden bulunamıyorum belki ama, kitabı okuduğum bir saat içerisinde o anda yaşayan bir kız oldum ben de. Yeri geldi sevinçle, yeri geldi hüzünle gözyaşları içinde gülümsedim ama hep gülümsedim... Acaba, diyorum bazen. Acaba gerçekten yetenekli bir yazar olmak böyle bir şey mi? Bir saat içinde bitebilecek incecik bir hikaye yazmak ve bu hikayeyi okurun hem kalbine, hem zihnine kazımak mı? Eğer buysa yetenekli bir yazar olmanın şartı, henüz kendisiyle ilk bu eser sayesinde tanıştığım için erken mi karar veriyorum bilmiyorum ama, sanırım Mustafa Kutlu bu şarta sahip. Hikayeyi okurken sımsıcak bir his gelip oturdu göğsüme, bitene kadar da oradan ayrılmadı. Uzun süredir ilk kez karakterlerinden biri olduğum bir kitabı okudum. Bunun verdiği hissiyat tarif edilemez bir şey. Olay örgüsü çok iyi, yazarın nerede ne demek istediğini de kavrayabiliyorsunuz. Duygu aktarımı, karakterlerin yoğunluğu ve olayların karşınızda yaşanıyormuş gibi olan gerçekçiliği de sizi ayrıca mest ediyor. Karakterlerle beraber ben de aşık oldum, ben de sevindim, ben de ağladım ve ben de ayrıldım çok sevdiklerimden. İkinci bir hayatı
Edebiyat
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,6bin okunma
Ben ne okudum az önce :)
10/10
·76 syf.··
2019 240. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 23 Kasım 2019 17:16
Evet evet, ne okudum ben az önce? Kitabın arka kapağıyla erkenden buluşunca kendime sorduğum soru buydu :) Yaşar Kemal'de ne var biliyor musunuz? Yaşar Kemal'de kendi insanına, Anadolu insanına duyduğu sevgi var. Kendi kuşağının bazı yazarları gibi yerin dibine batırma, aşağılama isteği yok onda. Bir sevgi, bir saygı ve biraz da bağlılık... Karakterlerinde ayrım yok, ötekileştirme yok, aralarında uçurum olan çiftler; birbiri arkasından iş çeviren dostluklar ve her defasında galip gelen zalimler yok. Onun kitaplarında sevgi, iyi niyet ve mücadele var. Tek Kanatlı Bir Kuş da öyle. Karakterler sıcak, bizden, içten ve tanıdık... Kuş uçmaz kervan geçmez bir kasabaya tayini çıkan posta müdürü Remzi Bey telaşı ve olaylar karşısındaki sessiz tepkileriyle; eşi Melek Hanım, becerisi, esprileri ve her ortamı kolaylaştıran çözümleriyle bizden mesela :) Onları her yerde görebilirsiniz. Evet, kitabın konusu bu: Issız ve terk edilmiş bir kasaba. Kasabaya atanan bir posta müdürü ve kitaptan çıkıp önünüzde belirecek canlılıkta karakterler ve Yaşar Kemal'in anlatmak istediği, tüm kitaba yayılmış ve karakterlerin kafasına kazınmış bilinmez bir KORKU. Bence sembolik bir dille Türkiye'yi anlatmış onun usta kalemi :) Bağdaştırdığım bir çok yer vardı. Özellikle "Alamancı" Zeliha'nın sözleri beni gülümsetti, o dönemdeki gurbetçi furyası ve memlekete duyulan nedeni bilinmez bir uzaklaşma dediğim gibi sembolik bir şekilde kaleme alınmış gibi. Kitabın dili o kadar akıcı, o kadar sade ki; cümleler o kadar bizden, o kadar içten ki tanıdık bir sevinçle tebessüm ettirdi beni. Benden, bizden biriydi yazar ve eseri de bunu her sayfasına hissettiriyor. Benim için İnce Memed'le tanışıp kendisine hayran kaldığım Yaşar Kemal'in ikinci eseri bu kısacık ama etkileyici kitap. İnce Memed'de sevgisine ve
1000Kitap
Tek Kanatlı Bir KuşYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 201911,2bin okunma
Üşengeç okurun nadir incelemelerinden birine daha hoşgeldiniz :)
10/10
·438 syf.··
2019 223. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2019 18:10
Zorbalıklara, haksızlıklara ve zalimlere karşı olan suskunluklara, zulme sessiz kalanlara nefret beslemiş miydiniz daha önce? Ben hiç nefret duyamam, diyenlerdenseniz (Benim gibi) merak etmeyin, içinizde nefret mutlaka uyanacaktır. Zararından çok faydası olan bir nefret bu. Nefretin bile faydasını varmış; kitaptan, Yaşar Kemal'in o naif ve kavgacı kaleminden bunu da öğrendim :) Okurken her satırına hayran kaldığım, üslubun duruluğu ve buna rağmen anlatımın yoğunluyla mest olduğum bu kitabı azar azar okumak istedim. Hemen bitirmeden, bu kitabı okumanın zevkine hemen son vermeden her gün ve gece yavaş yavaş okumak, yavaş yavaş sindirmek geldi içimden. Kendimi bir odaya kapatıp saatlerce okumak ve hemen bitirmek gibi büyük bir isteğim olsa da İnce Memed'le yaşamanın tadı ne kadar uzun sürerse o kadar iyi olur, dedim. İyi ki de demişim, on beş günlük bir süre zarfında içimde uyuyan ve uyandırılmayı bekleyen birçok istekle karşılaştım. Yarılarına geldiğimde o kadar üzüldüm ki. Pişmanlıkla dolu bir üzüntü kapladı içimi. Şimdiye kadar nasıl olur da niceliğinden korktuğumdan bu seriye başlamadım, kendimi bundan nasıl mahrum bıraktım diye üzüldüm. Yaşar Kemal'le ilk tanışmam ne kadar da güzel oldu diye sevinsem de, seriyi okumaya devam ettiğim bu günlerde çok daha önceden okumam gerekti diye kendime kızmıyorum değil :) Bırakamadığım ve bırakmayı da istemediğim bir özelliğim var: Çok sevdiğim bir kitap okuduğumda o kitabın içinde yaşıyorum. İnce Memed'de öyle oldu. Günlerce kitapta yaşadım ve günlük yaşantıma o kadar indirgedim ki onu, rüyalarımda bile zalim ağalarla mücadele ettim desem yeridir :) Konusunu sağır sultan bile duydu ya, hadi ben yine de söyleyim :) "Ufak tefek, ama baştan başa yürek olan" baş kahramanmız (ve canımız :D) İnce Memed'in ağalık sistemine ve zulme
Edebiyat
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,4bin okunma
Reklam