İşte her sayfasında başka bir yüz ifadesiyle buluştuğum, altın değerinde muhteşem bir kitap daha... Kitabın son sayfasını bitirdiğim o buruk birkaç dakikadaki kalp sızımı mı, yoksa küçük bir yutkunuşla beraber "Uzun Hikaye"yi tamamlamayı çalışan hüzün dolu anı mı anlatsam? Anlatabileceğim tek şey sanırım kitapla buluştuğum ilk anla son an arasındaki duygu uçurumum.
Bazı zamanlar pişmanlık duyarım yaşadığım zamandan. Ya da pişmanlık değil de, bir hayıflanma diyelim. Dostluğun, kardeşliğin, aşkın ve insan ilişkilerinin bozulmadığı; sıcak, naif ve sakin bir zamanda yaşamak isterdim. Tertemiz duyguların, tertemiz insanlarını tanımak; o zarif yıllarda bulunmak isterdim. Madden bulunamıyorum belki ama, kitabı okuduğum bir saat içerisinde o anda yaşayan bir kız oldum ben de. Yeri geldi sevinçle, yeri geldi hüzünle gözyaşları içinde gülümsedim ama hep gülümsedim...
Acaba, diyorum bazen. Acaba gerçekten yetenekli bir yazar olmak böyle bir şey mi? Bir saat içinde bitebilecek incecik bir hikaye yazmak ve bu hikayeyi okurun hem kalbine, hem zihnine kazımak mı? Eğer buysa yetenekli bir yazar olmanın şartı, henüz kendisiyle ilk bu eser sayesinde tanıştığım için erken mi karar veriyorum bilmiyorum ama, sanırım Mustafa Kutlu bu şarta sahip. Hikayeyi okurken sımsıcak bir his gelip oturdu göğsüme, bitene kadar da oradan ayrılmadı. Uzun süredir ilk kez karakterlerinden biri olduğum bir kitabı okudum. Bunun verdiği hissiyat tarif edilemez bir şey.
Olay örgüsü çok iyi, yazarın nerede ne demek istediğini de kavrayabiliyorsunuz. Duygu aktarımı, karakterlerin yoğunluğu ve olayların karşınızda yaşanıyormuş gibi olan gerçekçiliği de sizi ayrıca mest ediyor. Karakterlerle beraber ben de aşık oldum, ben de sevindim, ben de ağladım ve ben de ayrıldım çok sevdiklerimden. İkinci bir hayatı