"Politika," diyor, "küçük zenginlerin kimseye ödünç vermedikleri bir oyuncak."
Zenginlerin yoksulların arzusunu küçümsemesi kadar aşağılık bir şey olamaz..!
Seksenler Fehmi misali 'okudukça bağlanıyorum bağlandıkça okuyorum' kıvamında bir eser...
Eser üç ana karakter üzerinden şekilleniyor:
İlk karakterimiz zenginlerin yaşadığı bir apartmanda kapıcı olarak görev alıyor. Ellili yaşlarında. Gelişimin okulla alakalı olmadığının ve eğitimin; sanatla, bilimle ve felsefe ile yapılabileceğinin canlı bir kanıtı. 'Kendisini her alanda geliştirmiş' bir birey. Dikkat çekmemek, toplum tarafından dışlanmamak için kendisini gizliyor ve kapıcı rolüne bürünüyor.
İkinci karakterimiz ise on iki yaşında bir kız çocuğu. Kapıcı ile aynı apartmanda ikamet ediyor. Yaşının çok çok üzerinde 'bir zeka ve erdeme sahip'. Yine toplum tarafından dışlanmamak ve hayatının zora sokulmaması için; konuşmuyor ve kendisini ifade etmiyor. Bütün bunların dışında büyüklerinin hatalarını çok erken yaşta görmüş ve çözmüş durumda; bu yüzden büyümenin ona bir şey kazandırmayacağını düşünüyor ve on üç yaşında intihar etmeyi planlıyor.
Son karakterimiz ise apartmana yeni taşınan bir beyefendi. 'Kültürlü, sakin, kibar' bir birey.
Eserde bu üç karakterin birbirleriyle ilişkileri ve düşünceleri üzerinden 'Üst Felsefeyi' de kullanarak (felsefe ile ilgilenmeyene eser zor ve karmaşık gelebilir); yaşam dediğimiz mefhum üzerinden sistemi, düzeni, kişiliğimizi ve insanlığımızı sorguluyoruz.
Dipnot: Birazda eser üzerinden içimi boşaltmak istiyorum. Üç karakter için bahsetmiş olduğum tüm ana olgulara sahip olduğumu düşünüyorum. (Yakın bir arkadaşımın atmış olduğu reels videosunda yer aldığı gibi izlediğim bir film veyahut okuduğum bir kitapta yer alan bir karakterin özelliklerini kendime yontmuyorum. "Bu arada seviliyorsun agaa haberin olsun") Bu eser için üç karakterin tam ortasıyım diyebilirim.
Hayatımın belirli bir dönemini apartmana yeni taşınan beyefendi gibi olaylara
Kirpinin ZarafetiMuriel Barbery · Kırmızı Kedi Yayınları · 20259,8bin okunma
Ben yalnız başımaydım...
Hayat her çağda insanı zehirleyebilirdi.
Hayat, nasıl iki kutbun arasında çalışıyordu? Bir tarafta insan için bir yığın yükseltici şey, öbür tarafta da sanki bütün bu yükseltici şeylerle aramızı kesmek, bizi onlardan ayırmak isteyen küçük endişeler, hesaplar, bedava düşmanlıklar vardı.
İnsanoğlu tam sevinemez, bu onun için imkânsızdır.
¡¡¡Mesuliyetini taşıyacağın fikrin adamı ol!!! Onu kendi uzviyetinde bir ağaç gibi yetiştir. Onun etrafında bir bahçıvan gibi sabırlı ve dikkatli çalış!
Görünmezsen ne çıkar, ben seni kendimde taşıyorum!...
Bir 'HİÇ' tarafından "Huzursuzluğun romanı Huzur" olarak tanımlanan eser...
Bu tanımı yıllar boyunca binlerce kez duyduğum için esere karşı olumsuz bir tutum içerisindeyim. (Aslında tanımı yapan 'HİÇ'ten hiç hazzetmiyorum.) ;)
Eser lafta bir günü anlatıyor lakin bence ondan çok daha uzun bir süreyi kapsıyor. Bunun dışında aşk romanı olduğu söyleniyor amma velakin "medeniyet kavramından - doğu-batı sorununa, musikiden - müziğe, psikolojiden - sosyolojiye, ölümden - yaşama, neşeden - hüzne" birçok temayı içerisinde barındırıyor. Eseri, TÜRK edebiyatı için klasik ve kült bir eser olarak tanımlayabiliriz. Bana akıcı ve sürükleyici gelmedi maalesef; bu yüzden eseri okurken 'bayağı' bir sıkıldım ve zorlandım da diyebilirim.