Aslında yavaş yavaş onun cazibesine kapılıyordu, ama henüz bunu anlamamıştı. Anlaması da mümkün değildi. Tek bir gönül ilişkisi bile yaşamadan durgun geçen yirmi dört yıl sonucunda, kendi duygularını hemen algılama becerisiyle donatılmaktan uzak kalmış ve gerçek aşkın sıcaklığını asla tatmamış biri olarak gitgide hareretlendiğinin de farkında değildi.
Bu âlem yalan dolanla ayakta duran bir ikiyüzlülük dünyasıdır. Hayat, sahte şaşaalarından sıyrılsa lezzetsiz kalır, söner. Aldanmayınca kimsede yaşama arzusu ve cesareti kalmaz. Hakikati bilmek kalbe ferahlık değil, kasvet ve ümitsizlik verir.
Onun solgun ve ince yüzünde hasretini çektiğim aşkın en derin izlerini buluyorum. Uzak yollardan gelip bir serin çeşme başında yüreğinin ateşini söndüren sahra yolcusu gibiyim. Şimdi yeşil yer ile mavi gök arasında başımı onun dizlerine bıraktığım zaman menekşe gözlerinden damlayan aşkın sıcak damlalarıyla gönlümü dolduruyorum. Bu ince yüzün bana tattırdığı o can verici aşkı kana kana içmek için kalbim ne kadar susamış!
Bence saygıya layık olan, sevgiye de layıktır. Sen nasıl insan sevmek ve sevilmeksizin yaşayamaz diyorsan ben de bir insanı sevmek için ilk önce takdir edilmesi gerekir diyorum.