Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/CkSy3Jstfze
"Ne, hâlâ Şeker Portakalı'nı okumadın mı?! Sana inanmıyorum!" diyenler için müjde... Bu zamana kadar okumadığım için utandığım bu kitabı sonunda okudum!
Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak çocuklar ve gençlerin yaşlarına uygun ve kendilerini geliştirebileceği harika kitaplar önerdim. O yüzden kitap önerisi alabilmek için yorumları inceleyebilirsiniz.
Siz ilk olarak okumaya nasıl başladınız? Mesela ben bu kitabın yazarı José Mauro de Vasconcelos gibi okumaya kendi kendime başladım. Okumak derken ise alfabe ya da ana dili öğrenmekten bahsetmiyorum. Gerçek anlamda içinden gelerek kitap okumayı ve onları içselleştirebilmeyi kastediyorum.
Ailemden kimse kitap okumazdı, hâlâ da okumuyorlar zaten. O yüzden aileleri okuyan insanlardan oluşan çocukları hep kıskanmışımdır. Kitapla büyüyen, hayatı okumak ve sorgulamaktan ibaret olan insanlardı bunlar benim için. Kendi içimde ise her zaman bir yönüm eksik kaldı. Fiziksel ve maddi ihtiyaçlarım bir şekilde karşılanıyordu Zeze gibi, fakat ya duygusal ve manevi ihtiyaçlar?
Bence her insanın kendisine özgü ve sürekli olarak konuştuğu bir şeker portakalı fidanı vardır. Şunu da itiraf ediyorum, ben diğer insanlarla yaptığım konuşmalardan çok kendi kendimle konuşuyorum. Esas deliliğin ise insanın kendi kendisiyle konuşmaması olduğunu düşünüyorum. O yüzden her insanın kendi içinde hayali bir Minguinho'sunun olması gerek...
Ayrıca hadi kabul edin, büyüdükçe gerçek hayatı öğreniyoruz. Yalnızlaşıyoruz. Bilinçlendikçe Zeze'nin sahip olduğu masumiyeti kaybediyoruz. Zeze'nin yumuşak yüreği ise zamanla bu hayat içerisinde sertleşerek saflığını kaybediyor. Zaten bu büyüme aşamasının sancılarını da serinin 2.
YouTube kitap kanalımda okumadan önce ölünmesi gereken Yabancı kitabını yorumladım: ytbe.one/jtUaG022XWM
Bitmeyen toksik aşklar, tecavüz güzellemeleri, mutasyon geçirmiş bir erkeğin adeta bir (erkek)²’ye dönüşmesi... İşte bunların hepsi Yabancı kitabı arkadaşlar.
İncelemeye başlamadan önce yine şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak bu tür kitaplarla vakit kaybetmemeniz açısından daha nitelikli kitaplar önerdim, o yüzden kitap önerileri için yorumlar kısmına bakabilirsiniz.
Kitabın bütün hikayesi Ediz'in Doğa'yı kaçırması, yakalanmadan öylece dolaşmaları ve Ediz'in kendi işlerini yaptırdıktan sonra da Doğa ile aralarında toksik bir aşkın başlaması üzerine. İşin tuhafı Doğa da Ankara Emniyet Müdürü'nün kızı. Buna rağmen hiç yakalanmıyorlar, hatta nerede oldukları bile sorgulanmıyor. Yani üzgünüm ama bu kurgunun inandırıcılığı, GTA San Andreas'ta polisin yanından bazuka ile geçerken polisin bunu hiç umursamaması veya aranma seviyen 6 yıldız olmuşken arabanın rengini değiştirip polislerden kurtulmanla eş değer.
Kitap için yazılmış bazı yorumları okumam neticesinde "Doğa maalesef rehinelerin sahip olduğu Stockholm sendromuna yakalanmış, onu anlayışla karşılamanız gerekiyor :(:((" şeklinde Pollyannacı cümlelerle bu kitabı savunanlar gördüm... Emin olun İsveçlilerin böyle bir kitaptan haberi olsaydı hepsi Stockholm'deki Gamla Stan adasına doluşup yanlarına İsveçli yazarları da alıp ilk roketle başka bir gezegene uçarlardı.
İsim benzerliği olarak da can sıkıcı bir gerçek fark ettim... Google'a "Yabancı kitabını oku" diye yazdığınızda ilk sayfada önünüze Albert Camus'nün Yabancı kitabı değil de maalesef hep bu kitap çıkıyor. Eğer inanmıyorsanız kendiniz de deneyebilirsiniz. Camus'nün yerinde olsaydım yazdığım kaliteli bir kitabın
8. dereceden bir memurum, elimde kalan son ruble bu ve omzumu silkiyorum……
Yeni videomda Rus edebiyatının meşhur klişelerini canlandırdım: youtube.com/shorts/ZEByoz2X...
Sizin en sevdiğiniz Rus edebiyatı klişeleri neler? 🤓