Hayat acıydı. Zehir, zıkkım gibi. Geceleri ateşler içinde kıvranıyor gündüzleriyse çile çekiyordum. “Tanrım adaletine ne oldu? O da mı yarı yarıya yoksa?” diyordum ve odamda yanan sobadan çıkan dumanın kargaları aramaya çıktığını pencereden izliyordum. Duman, kargaların çöplüğe konmaksızın “kar, kar” ötsünler diye çam ağacının kalbine nüfuz ediyordu.
Kimsede sobayı yakacak güç kalmadı. Duvarın kiremitleri tek tek düşüyor. Ev soğuk almış sanki. Kimse ortalığı süpürmüyor, misafir filan gelmiyor. Evin damında ölüm laleleri açmış. Boş kalmış odalar daha büyük görünüyor artık. Ayak seslerinin yankısı adamın beynine çekiç gibi iniyor. Nefes alış verişler zıngırdıyor. Hem artık öksürecek cesaretin bile kalmadı. Sanki beyninde dolanıyor insanın ve onu çember içine alıyor, değil mi? Tüm o hercümerçten geriye sadece çam ağacı üzerinde duran kargalar kaldı. Şimdi daha yaşlı ve daha bir semirmişler. Tek yaptıkları dallar üzerinde sürekli yer değiştirerek o kulağı tırmalayan sesleriyle, ‘Kar! Kar’ diye bağırmak sadece
Evin içindeki eşyaların birbirleriyle fısıldaşarak beni sessizce boğmaya çalıştığını, bilmiyormuş gibi biliyorum. Evet, sessizce; çünkü sessizliğin sesten daha güçlü ve daha acımasız olduğunu biliyor bu kahrolası eşyalar! Nakışlarını sihirbaz ustalığıyla açıp yuman kilimler, her an gümleyecekmiş gibi gözüken piknik tüpü, kırların uğultusunu içinde tutan ot süpürge ve havayla işbirliğine girip öldürücü bileşimlere varmaya çalışan bakır kaplar, ne kadar gizleseler de, kendi içlerinde düzenli bir elektron trafiği, evin içinde de görme duyumun sınırlarını aşan bir hızla sürekli hareket ediyorlar. Her şeyin hareketi ve hareketsizliği, yalnızca beni boğmak için. Çünkü, bu evdeki yaşamın istenmeyen yanıyım ben.
Bildiğim şu ki, etten kemikten ve bıkkınlıktan ibaret kaskatı bir gerçektim. Üstelik, gerçekliğimi bir başına doğrulayacak ölçüde anlaşılmaz bir sıkıntıya kapılmıştım ve kendimle kendim arasında uzanan o kat edilmez boşlukta yapayalnızdım.
Dışarıdaki Ege baharından iğde kokuları sızdı kompartımana. Kız sessizdi gene de.
Şişmana göre, böylesine derin bir sessizliği ancak büyük gürültülere hazırlanan ruhlar taşıyabilirdi.