Benden Öte, Benden Ziyade
Yangında yanmak tatlı geliyor, çünkü henüz alevler zihnimdeki fikri söndüremedi. Tenimde öfkeyle yayılan sıcaklık, o ilk parşömen yaktığım günü andırıyor. Yanmaya devam ediyorum ama gözlerim bir yağmur ormanına ait. Islak toprağa çıplak ayakla basıp yosunları inceliyorlar. Hâlâ yanıyor muydum? Emin değilim sanırım alevler bakireliğime üzülüp, canımı yakmamaya karar vermişler. Ya da ben yine bana saran öfkenin ızdırabını görmeyen benim. Ve yine alevlere bakıyor gözlerim. Ne görüyordum ki sanki, tıpkı ölmekteyken seğiren gözlerim gibiyim an vakit. Şehadetimle ayrılamayacağımı da fark ediyorum çünkü alevler, alevler, alevler..
Çirkin suratımı yok etmişler, geriye daha çirkinleri kalmış. Kara, tıpkı bir it gibi. Döküntüleri kararmış zemine, ölmezmişim gibi dökülüyor. Ak tenime kan değil is damlıyor, çoraklar oluşmuş ciğerlerim kurumuş, suratım haya ederce kalmış, yanmış, yok olmaya akşam etmiş. Hep de-mış, hepçe de-miş yok mu bunun olanı biteni ya da öleni