Freud ve Jung, daha önce engellenen, bastırılan veya içe atılan hayat tecrübeleri parçalarının; kullanılan kelimelerde, davranışlarda, jest ve mimiklerde görülebildiğini gözlemlemişlerdir. Takip eden yıllarda terapistler, bunun gibi ipuçlarını dil sürçmeleri, kaza kalıpları veya rüya imgeleri halinde danışanlarının hayatlarının kelimelerle anlatılamayan ve akla gelmeyecek alanlarını aydınlatan haberciler olarak görmüşlerdir.