Mikhail Lermontov’un "Zamanımızın Kahramanı" adlı romanı ve Çağan Irmak’ın Issız Adam filmi, farklı dönemlerde ve coğrafyalarda yaratılmış olsalar da, aynı türden bir adamın iç dünyasını anlatır: bağlanamayan, anlam arayan ama hiçbir şeyi tamamlayamayan bir adam. Peçorin ve Alper, iki ayrı çağın “yarım” karakterleridir.
---
Kim Bu Adamlar?
Grigoriy Peçorin, 19. yüzyıl Rus aristokrasisinin içinden çıkan, savaşlar, görevler ve seyahatlerle dolu bir hayat süren ama içten içe boşluk hissiyle savrulan bir subaydır. Kadınları etkiler, onları sever gibi yapar, sonra sıkılır ve uzaklaşır.
Alper, günümüz İstanbul’unda yaşayan, yemek yapmayı, plak toplamayı, kısa süreli ilişkileri seven, kültürlü ve çekici bir adamdır. Ama onun da içi boştur; özellikle sevmeye başladığı an, kaçmaya başlar.
İkisi de kendilerinden kaçarken başkalarını kırar. İkisi de yalnız kalmayı seçer ama bu yalnızlık bir tercih değil, bir kaçınılmazlıktır.
---
Anlatım Biçimi: Kırık Yapılar
Lermontov’un romanı bilinçli olarak parçalıdır. Bir dış anlatıcıyla başlar, Maksim Maksimiç’in tanıklığıyla sürer, sonra Peçorin’in günlüğüne geçer. Her bölüm farklı bir zaman, farklı bir ses, farklı bir ruh hâlidir. Özellikle “Taman” ve “Fatalist” bölümleri, neredeyse bağımsız öyküler gibi durur. Romanın yapısı, Peçorin’in içsel bütünsüzlüğünün aynasıdır.
*Issız Adam*’da hikâye daha lineer ilerlese de, Alper’in iç dünyası görüntülerin sessizliğiyle, müziklerin eşlik ettiği yalnız sahnelerle ve en çok da konuşmadıklarıyla anlatılır. Anlatım, karakterin duygusal kapalılığını biçimsel olarak da taşır.
---
Aşkı Anlamayan, Aşkla Dağılmaya Başlayan Adamlar
Peçorin, Bela’yı sever gibi olur ama sevginin içindeki bağlılık fikri onu boğar. Mary’yi kendine âşık eder, sonra onu da terk eder. Sevdiği için değil,