Anne-baba ya da bir başka büyüğümüzü mutlu etmek için kendi mutsuzluğumuzu ve öfkemizi bastırdığımızda yaptığımız şey, bu kişiyi korumak için kendimizi/içimizdeki çocuğu zorlamak ve incitmektir.
"Üzülebilirsin, ağlayabilirsin, korkabilirsin, şikayet edebilirsin, sana verdiğim bir seyden memnun olmayabilirsin, karşı çıkabilirsin, öfkelenebilirsin; her türlü kabulümsün." diyen, bizi olduğumuz gibi ve tüm hislerimizle sevebilen, bizim hislerimizden incinmeyen ebeveyn ve büyükler varsa çevremizde, hislerimizle aramızdaki ilişki bozulmaz.
Mükemmelliyetçiyseniz eğer, ertelemeye mükemmel bir adaysınız. Depresyon, anksiyete gibi bir çok soruna da. Mükemmelliyetçilik, içimizdeki anne-babanın içimizdeki çocuğa karşı sert olması demek çünkü. Ne kadar mükemmeliyetçiysek, içimizdeki anne-baba içimizdeki çocuğun davranışlarından ve hatta olası davranışlarında kusur bulmaya o kadar meyilli. Bu şeyi ertelediğimiz de "olası" kusurlu davranışı da erteliyoruz. Ertelemek, mükemmelliyetçilik adına bir önlem çoğu zaman.
Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar romanında, kahraman "Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım." der. Ertelediğimiz her ne olursa olsun arkadasındaki psikoloji tam da budur.