Sarf ettikleri kelimeleri alttan alta beni aşağılamak için seçiyorlardı. Konuyu biraz açmak gerekirse, mesela "Demek sen de bu leş yere tıkılıp kaldın, oh olsun, müstahaktır sana," diyorlardı ama aslında "Buraya gelmenin sana bir faydası olmayacak, o çelimsiz vücutla nasılsa çok dayanamayacaksın," demeye getiriyorlardı. İşte bu yüzden "dünkü elaman", "yeni gelen" diye tatava yapmalarının arkasında, onlarla aynı acıyı paylaşmak zorunda kalacak kadar alçalmış olduğumu hissetmelerinin yanı sıra, beni, ne yaparsam yapayım bu acılara katlanamayacak kadar zayıf görüp küçümsemeleri yatıyordu. Yalnızca bir başkasının daha kendi seviyelerine indirmenin verdiği hazla coşmakla kalmıyorlar, düşüne de bir tekme daha savurup aynı aşağılık seviyede olmalarına rağmen, sahip oldukları acıya dayanma yeteneğinin verdiği özgüvenle tatmin olmayi da başarıyorlardı.
Anne-baba ya da bir başka büyüğümüzü mutlu etmek için kendi mutsuzluğumuzu ve öfkemizi bastırdığımızda yaptığımız şey, bu kişiyi korumak için kendimizi/içimizdeki çocuğu zorlamak ve incitmektir.
"Üzülebilirsin, ağlayabilirsin, korkabilirsin, şikayet edebilirsin, sana verdiğim bir seyden memnun olmayabilirsin, karşı çıkabilirsin, öfkelenebilirsin; her türlü kabulümsün." diyen, bizi olduğumuz gibi ve tüm hislerimizle sevebilen, bizim hislerimizden incinmeyen ebeveyn ve büyükler varsa çevremizde, hislerimizle aramızdaki ilişki bozulmaz.