Kitabı birkaç gün önce okumaya başladım. Olay örgüsü Mardin’de geçiyor. Mardin’de yaşamış ve göç alanında çalışan biri olarak çok heyecanlandım. Nitekim göç alanında çalıştığım için yazılanlara benzer hayat hikayelerini bizzat göçmenlerden dinliyorum. Kitapta Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünden kaçan Ezidi Meleknaz’ın yollarının kesişmesi ve sonrasında yaşananlar anlatılıyor. Kitap oldukça akıcı. Çok zaman ayıramayan biri bile iki günde bitirebilir. Zülfü Livaneli’nin böyle toplumsal bir olayı herkesin kendisini sorgulayacak noktadan yazması güzel olmuş. Bunlar kitabın güzel yanları, peki ya sevmediğim yanları olmadı mı? Oldu elbette. Kitap çok film izliyormuşum gibiydi. Hani bir kitap okursunuz ve sonra filmini izlersiniz de, kesinlikle kitap daha iyiydi dersiniz ya; bunda bu durum söz konusu olmayacaktır. Çünkü kitabın bir film senaryosundan farkı yoktu. Böyle olmasını sevmedim. Daha önce hiç Zülfü Livaneli okumamıştım, ilk idi Huzursuzluk kitabı. Eğer diğer kitapları bu türde ise pek okuyacağımı sanmıyorum. Sadece bana hitap etmediğini düşündüğüm için. Bu tür seven okurlar için eminim en iyileri arasında olacaktır. Zülfü Livaneli’nin eline, kalemine sağlık.