Ekonomik açıdan hayatta kalabilmek adına Başbakan'ı desteklemek şarttı. Ve yargısından medyasına kadar bütün aktörlerin Başbakan'ın emrinde olduğu, böylesi yozlaşmış bir toplumsal düzende, her Türk lirasının en az 5 kuruşu er geç onun cebine giriyordu. Ancak kimsenin bu kadar parayı sığdıracak kadar büyük cebi olmayacağı da ortadaydı. Dolayısıyla Başbakan da Türkiye'yi kendine ait bir kasaya dönüştürmeyi uygun bulmuş olmalıydı. Bu nedenle de İran'ın yaptığı gibi, ülkenin pencere ve kapılarını kapatıp kilitlemek en mantıklısıydı. Elbette ülke biraz havasız kalacaktı ama en azından Başbakan'ın parası ve gücü güvende olacaktı.
Paylaşılan iletileri, kitap alıntılarını okumadan ve kendimde bir karşılık bulmadan beğenmem. Nasıl ki bir yazar nitelikli bir okur kitlesi ile anlaşılmayı arzularsa bizatihi ben de paylaşımlarımdan o neticeye varmak isterim. Maksadımız beğeni çokluğuyla kesrette boğulmak değil, aksine az da olsa doğru karşılık bulabilmek. Ancak esefle şunu ifade etmek isterim ki, paylaşımlarım bazen anasayfaya düşer düşmez hemen beğeniliyor. Hangi ara okundu, hangi ara beyin imbiğinden süzülüp idrak edildi de beğenildi? Yoksa sadece can sıkıntısından ya da beğen butonuna basıldığında kırmızıya dönen kalpciğin geçici suni bir seratonin hormonu salgılaması mı? Hangisi?