“Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?
Ölmek, uyumak sadece!
Düşünün ki uyumakla yalnız
Bitebilir bütün acıları yüreğin,
Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun.
Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü.
Çünkü, o ölüm uykularında
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Değer'in insanoğlunu ilgilendiren iki unsuru vardır: İlki kişinin bir şeyle ne yapabildiğidir yani o şeyin kullanım değeri. Ve ikincisi, o şeyi elde etmek için kişinin yapmak zorunda olduklarıdır yani değişim değeri. Eski bir şarkı şöyle der: 'Hayattaki en iyi şeyler bedava.' Doğru değil! Kesinlikle yanlış! Yirminci yüzyıl demokrasilerinin gerilemesini ve çöküşünü hazırlayan trajik bir yanılgıdır bu; o asil deneyler başarısızlıkla sonuçlandı çünkü insanlar çaba sarf etmeden, ter ve gözyaşı dökmeden istedikleri şeye oy verip elde edebileceklerine inandırıldılar. Değerin hiçbir türlüsü bedava değildir. Nefes bile doğum esnasında çaba ve acıyla satın alınır.