Dos Santos'un diğer kitapları gibi bu kitapta da yoğun bir bilgi akışı var. Ama insanı okurken sıkmadan kullanmayı biliyor yazar. Romanın kurgusuna iyi yedirmiş bilgileri. Yaklaşık 500 sayfa olmasına rağmen kolay okunuyor. Kurgu iyi yapılmış. Çeviri de başarılı olmuş. Daha önce Türkçe yayınlanan kitapları göz önüne aldığımızda bu kitabın daha önceden yayımlanması gerekiyordu. Yayınevi Portekizcedeki yayın sırasında riayet etmiyor. O yüzden bazı karakterlerin kitaptaki durumu anlaşılmıyor.
Sonuç olarak yine Dos Santos'tan güzel ve okuması keyifli bir kitap daha.
Üstad Sezai Karakoç'un Hâtıralar 1 ve 2 isimli eseri toplamda 971 sayfa. Biraz üstada sevgi ve muhabbetiniz varsa iki cildi bir kaç gün içerisinde bitiriyorsunuz. Beş yada altı günde okudum iki kitabı da. Üslup, dil, hatıraların anlatımındaki sıra muazzam. Hiç sıkmıyor eser sizi. Hele üstadın tahlil ve analizleri müthiş. Hem edebiyat dünyamızdan hem de yakın dönem siyaset sahnelerimizden tanıdığımız bazı isimlerle ilgili tespitleri çok kıymetli, çok değerli. Üstadın hatıralarını okuyun, okutun. Kitabı övmek için kelime bulamıyorum. Eserdeki dil işçiliği bile muazzam. Nasıl yazı yazılır diye merak eden genç edebiyatçı arkadaşlar da en azından bu açıdan okumalı. Kitap üzerine derinlikli bir yazı yazmayı düşündüğüm için burada analiz yapmayacağım. Ama Hâtıraları okumaya başlarken kitabın bitmesini hiç istemedim çünkü bitince üstadın vefat ettiği gerçeği ile karşılaşmaktan korkuyordum. Kitap bitti ve üstadın artık bu dünyada olmadığı gerçeği ile yüzleştim ve yine yeniden üzüldüm. Hatıraların böyle bir yani var galiba. Netice olarak Sezai Karakoç üstadımızın bu nadide eseri günümüz gençliğine dava ve sana adamı şuurunun nasıl olacağını, olması gerektiğini anlatan şu ana kadar okuduğum en iyi eser, tartışmasız. Üstadımız Sezai Karakoç'un mekanı cennet, makamı âlî olsun. Fatihayla...
Tarihçi Prof. Dr. Zeki Arıkan’ın Kasım 2011 de Tarihçi Kitabevi tarafından basılan “Tarih Gezintileri” isimli eseri kitapçıların raflarındaki yerini alınca bizim de ilgimizi çekmiş ve kitabı temin ederek okumaya başlamıştık.
Tarihçi bir akademisyenin, bir ilim adamının eserini okuduğum zannıyla kitaptan çok şeyler beklemiştim. Ancak eser, içerik olarak taşıdığı isimle çok da ilgiliymiş gibi bir intiba uyandırmadı bizde. Belki de biz eserin isminden yola çıkarak, bir akademisyenin özelde de tarihçi olan bir akademisyenin tarih konusunda gezintilerine, şahitliklerine, günlüğe benzer gezi notlarına vakıf olacağımızı sandık. Bu açıdan kitapla aramıza soğukluk daha ilk olarak ismine bağlı olarak içeriğinde yaşadığımız sorunlarla başladı.
Kitap neden yazıldığı çok da anlaşılmayan, gereğinden uzun ve gereksiz detaylarla işlenmiş bir hayat hikâyesi ile başlıyor. Genel olarak esere hâkim olan içerik ve eserin tema bütünlüğüyle uyuşmayan bu kısım zaman zaman okuyucu sıkacak, gereksiz ayrıntılarla oluşturulmuş. Bunun yanında yazarın edebi bir üslup yakalayamaması da okuma işçiliğini, okuyucu açısından oldukça güç bir hale getirmiş.
Kitabın ilk 36 sayfasını atlatmayı başarırsanız “geri kalanını da nasıl olsa okurum” düşüncesine de kapılmamanızı öneririm. Zira esas sıkıntılar eserin tam olarak içine girdiğinizde karşınıza çıkıyor. Ancak demin belirttiğim yazıdaki, okuyucuyu yoran, sıkan, gereksiz ayrıntılara girerek meseleyi uzatan yazı tarzı problemleriyle bu kez çok az karşılaşacaksınız. Zira yazar, bu sorunları eserin içinde atlatmış ya da çözmüş görünüyor diyebiliriz. Bu kısımdaki en büyük sıkıntınız, yazarın gerekli gereksiz yaptığı uzun alıntılar olacaktır. Siz konuyu vuzuha kavuşturacak bir alıntı beklerken, öyle basit, öyle sıradan bir cümleyle çıkıyor ki karşınıza
İslam şehirleri, caddesi ve sokağıyla, evleri ve çeşmeleriyle, camisi ve mezarlığıyla İslam kimliğini taşırdı. Yani İslam bilinci sadece Müslümanda olmaz, onun kurduğu, inşa ettiği şehirde ve sokaklarda da olur. O sokaklarda gezen insanlar da her an kimliklerini hatırlar ve unutmazlar. Şehir ve şehir mimarisi insanın hafızasının bir parçasıdır ve bu yüzden de çok önemlidir.