Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası... #306148980
Günün birinde bütün istek ve kaprislerimizin formülü bulunuverse; daha doğrusu isteklerimizin neye bağlı olduğu, hangi yasalara göre oluştuğu, nasıl geliştiği, değişik durumlarda ne gibi yönler aldığı üstüne kesin matematik formülleri ortaya çıkarılsa... O zaman, işte o zaman insanlar belki de isteklerinden vazgeçecekler, hem de yüzde yüz vazgeçeceklerdir. Çizelgeye bakarak istemenin ne tadı kalır? ...İçinde her şeyin büyük bir kesinlikle hesaplanıp belirtildiği bu yayınlar sonunda yeryüzünde ne bir yanlış davranış, ne de hoş bir serüven kalacaktır. İşte o zaman ...sırçadan bir köşk kurulacak. ...Bakarsınız, bence uğursuzluğu yüzünden akan, daha doğrusu gerici, alaycı bir beyefendi ansızın ortaya çıkıp elini böğrüne dayayarak, hepinize: 'Ne dersiniz beyler, şu mantıklılığa bir tekme vurup bütün logaritmacıları bir anda cehenneme yollasak da, gene eskisi gibi ahmakça, başımıza buyruk yaşasak nasıl olur?' diye bağırırsa hiç şaşmam!
Reklam
İnsanoğlunun kafası aydınlanır, gerçek çıkarları gözlerinin önüne serilirse burnunu kirli işlere sokmaktan geri durarak, bir anda soylu, temiz yürekli biri olur çıkarmış. Bunun nedeni de, aydınlanıp gerçek çıkarlarını yalnız ve yalnız iyilik yapmakta görmesiymiş. Hiç kimse bile bile kendi aleyhine hareket edemeyeceğine göre, tek çıkar yol iyilik yapmakmış... Hey gidi çocuk; saf, temiz yürekli bebek! Dünya kurulalı beri insanların yalnız kişisel çıkarlarına göre davrandıkları görülmüş müdür? lnsanların bile bile, yani gerçek çıkarlarını iyice anladıkları halde, bunları ikinci plana itip kimsenin zorlamadığı başka yollara, bir sürü karışık, tehlikeli işlere atıldıklarını gösteren milyonlarca örneğe ne demeli?
Öteki Diye Bir Şey Yoktur; Bastırılmış Benlikler Vardır...
Hiç fark ettiniz mi? İnsan bazen kendini en rahat, toplumun o görünmez sınırlarının dışına itilmiş, "öteki" denilen insanların yanında bulur. Çok garip bir tezat gibi görünür bu ilk başta ama aslında o dışlanan insan, sadece kendi hikayesini yaşamaz; hepimizin köşe bucak saklamaya çalıştığı o kırılgan, zayıf yanını da çırılçıplak ortaya koyar. ​Psikolojinin o süslü teorilerini bir kenara bırakıp aynaya baksak biliriz: İnsan sadece alkışlanan, beğenilen yönlerinden ibaret değil. Utandığımız, bastırdığımız, "aman kimse görmesin" dediğimiz ne varsa, o da biziz. İşte toplumun kalıplarına sığamayan birini gördüğümüzde, aslında ona değil, kendi içimizde hapis hayatı yaşayan o yabancıya bakarız. Tam da bu yüzden, o insanı yargılamak yerine içinizden arkasından gitmek, onunla iki lafın belini kırmak gelir. Tuhaf, tarifi zor bir yakınlık başlar aranızda. ​Carl Jung’un o meşhur “gölge” kavramı tam olarak bu kapıya çıkar: Kendimizden bile köşe bucak kaçırdığımız, yüzleşmeye korktuğumuz o karanlık tarafımız. Toplumun dışına düşmüş bir insan, bu gölgeyi sokakta, kahvede, hayatın ortasında görünür kıldığı için bizi hem rahatsız eder hem de muazzam bir şekilde özgürleştirir. Neden biliyor musunuz? Çünkü onun yanında kusursuz olmak, o ağır ve yorucu maskeyi taşımak zorunda kalmazsınız. Kasıntı roller biter, yaralar konuşmaya başlar. Sosyal statüler, kurallar, "el alem ne der"cilik o an un ufak olur; toplumsal maskelerin aslında ne kadar ince bir camdan yapıldığını anlarsınız. ​Asıl dürüstlük, yasaklı sayılanın, absürt bulunanın ya da "öteki" ilan edilenin yanında filizlenir. Çünkü hepimizin içinde kabul görmek, dışlanmamak uğruna feda ettiği bir korku, bastırdığı bir çığlık ya da kimsenin bilmediği bir yalnızlık odası vardır. ​İnsan, kendi içindeki o sürgün edilmiş çocuğu ne kadar
uç benim boynumun soytarısı dölle ovalı yüreğimi akarsuyunnan göğsümde serinleyen akçıl kuşların esirgeyen bağışlayan DİRENME'nin adıyla indir koynumun yılgısını mor bulutların ordan indir, indir de geceleyin dupduru bir iniltiyi
Üşüt, yırtsın öpüşlerimi paslı tenekeler, soyunup org çalayım ceketimle örteyim gecenin bütün itliğini
Reklam