Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası...
İnsan beyninin niçin bu kadar hızlı ve bu denli büyüdüğü hakkında hararetli tartışmaların sürmesine rağmen, çoğu kişi antropolog Terrence W. Deacon ile hemfikir: 'İnsan beyni zekaya duyulan ihtiyaç tarafından değil, daha ziyade dil için gerekli olan becerileri detaylı biçimde hazırlayan evrimsel süreçler tarafından biçimlendirilmiştir.' Klasik bir geri besleme döngüsündeki gibi, büyük beyinlerimiz hem karmaşık ve incelikli iletişim ihtiyacımıza hizmet eder hem de aynı ihtiyacımızın ürünü olarak oluşurlar. Dile gelince, en derin ve en insani özelliğimizi mümkün kılar: Esnek, çok boyutlu uyum gösteren bir sosyal ağ kurma ve sürdürme becerisi. İnsanoğlu diğer her şeyin öncesinde ve ötesinde, tüm yaratıkların en sosyal olanıdır.
Reklam
Homo sapiens için asıl cehennem "başkalarının yokluğu" yani izolasyondur. İnsanın akıl sağlığı ve hayatta kalması, kesintisiz bir sosyal dokunun içinde var olmasına bağlıdır. Bu köklü sosyallik, tarih öncesi dönemde yiyeceğin, çocuk bakımının ve cinsel hazzın neden mutlak birer ortak paylaşım nesnesi olduğunu açıklar. İnsanı küçük, yalıtılmış çekirdek aile hücrelerine hapsetmek ve cinsel temas alanını tek bir kişiye indirgemek, aslında türümüzün bu derin kolektif doğasına uygulanan kurumsal bir hücre hapsidir.
​Eğer her şeyden öte insanların sosyal hayvanlar olduklarından şüphe duyuyorsanız, her toplumun en kötü cezalandırma yönteminin infaz ve fiziksel işkenceden sonra sürgün olduğunu hesaba katın. Sürgün edilecek boş alanların tükenmesiyle en sert cezalandırma olarak kapalı sürgüne başvurulur: Hücre hapsi. Sartre, 'Cehennem başka larıdır' derken tersinden anlamış olmalıdır çünkü aslında bizim türümüz için cehennem başkalarının yokluğudur. İnsanlar sosyal temasa öylesine muhtaçtır ki evrensel olarak neredeyse tüm mahkumlar ruh hastası katillerin refakatini uzun süreli tecride tercih ederler."
Tarıma geçişin insan iskeletinde ve sağlığında yarattığı bu muazzam yıkım ve "saygınlık yitimi", cinsel yaşamda da çekirdek aile ve tek eşlilik baskısıyla yaşanan erotik körelmenin, nevrozların ve arzu kaybının doğrudan prehistorik kökenidir.
Arkeolojik bulgular net bir felakete işaret etmektedir: Çiftçiliğe geçişle birlikte insan boyu kısalmış, diş çürükleri ve vitamin eksiklikleri tavan yapmış, salgın hastalıklar yayılmış ve yaşam süresi radikal biçimde düşmüştür. Tarım, birey için biyolojik bir cehennemken, devletlerin, egemen sınıfların ve nüfus yoğunluğunun büyümesini sağladığı için "ileri doğru bir sıçrama" gibi pazarlanmıştır. Bu "baş döndürücü saygınlık yitimi", insanın hem bedensel sağlığını hem de cinsel özerkliğini egemenlerin mülkiyet ve hiyerarşi hırsına kurban etmesinin başlangıcıdır.
Reklam