Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası...
Arkeolojik bulgular net bir felakete işaret etmektedir: Çiftçiliğe geçişle birlikte insan boyu kısalmış, diş çürükleri ve vitamin eksiklikleri tavan yapmış, salgın hastalıklar yayılmış ve yaşam süresi radikal biçimde düşmüştür. Tarım, birey için biyolojik bir cehennemken, devletlerin, egemen sınıfların ve nüfus yoğunluğunun büyümesini sağladığı için "ileri doğru bir sıçrama" gibi pazarlanmıştır. Bu "baş döndürücü saygınlık yitimi", insanın hem bedensel sağlığını hem de cinsel özerkliğini egemenlerin mülkiyet ve hiyerarşi hırsına kurban etmesinin başlangıcıdır.
Reklam
Grup ve kişilerin çıkarları arasındaki bu kopukluk, tarıma geçişin ona katlanan bireyler için bu kadar büyük bir felaket iken, niçin ileri doğru bu denli büyük bir sıçrama olduğunu açıklamaya yardımcı olur. Dünyanın çeşitli bölgelerinde keşfedilen toplayıcılıktan tarıma geçiş dönemine ait iskelet kalıntıları aynı bulguları doğrular: Artmış açlık, vitamin eksikliği, kesintiye uğramış büyüme, yaşam süresinde radikal kısalma, yükselen şiddet ... Kutlamaya değer pek bir şey yok açıkçası. Göreceğimiz gibi birçok insan için toplayıcılıktan tarıma geçiş ileri doğru dev bir adım değil, baş döndürücü bir saygınlık yitimiydi.
Medeniyet ve tarım tarihi aslen "insanın evcilleştirilmesi" projesidir. Cinsel özgürlüğümüzü, çoklu eşleşme potansiyelimizi ve vahşi primat doğamızı bastıran tüm ahlaki normlar, bizi sistemin uysal ve verimli birer evcil hayvanı yapmak için tasarlanmış genetik birer ot ayıklama operasyonur.
Kültürün insan doğası üzerindeki peyzaj çalışması...
Tarım Devrimi, buğdayı veya koyunu evcilleştirmeden önce, avcı-toplayıcının özgür, kuralsız ve hiperseksüel göçebe bedenini evcilleştirmek, sınırlamak ve çitle çevirmek zorunda kalmıştır. Cinsel tek eşlilik, sadakat dogması ve kıskançlık mekanizmaları; insanın evrimsel doğasının organik uzantıları değil, bu evcilleştirme projesinin insan zihnine çektiği sulama kanalları ve ahlaki çitlerdir.
İnsan doğası, herhangi bir bahçe ya da bir deniz kıyısı, bir golf sahası kadar yoğun biçimde peyzajlanmış, yeniden yeşillendirilmiş, otları ayıklanmış, çitlenmiş, tohumlanmış, sulama kanallarıyla donatılmıştır. İnsanların kendileri, herhangi bir şeyi yetiştirmeye başlamamızdan çok daha öncesinden beri yetiştirilmeye tabidir. Kültürlerimiz bizleri bilinmez amaçlarla evcilleştirmiş, davranışımızın bazı yönlerini besleyip cesaretlendirmiş, aksine olabilecekleri elemeye çalışmıştır. Diyebiliriz ki tarım herhangi bir bitki ya da hayvanın evcilleştirilmesinden çok, insanın evcilleştirilmesini gerektirmiştir.
Reklam