Quintessentia

Quintessentia
@Dedalus_
Özüne yaklaştıkça manzara değil, uçurum büyür. Modifiye edilmiş benliğinden memnunsan, dön geri; sana göre değil burası... #306148980
Bu notlar da, bunların yazarı da besbelli hayal ürünüdür. Bununla birlikte, toplu­ mumuzun durumunu, yapısını göz önü­ ne alacak olursak, bu notların yazarı gibi kişilerin aramızda bulunmasının yalnız­ ca mümkün 'değil, aynı zamanda zorun­ lu olduğunu kabul ederiz. Benim bütün istediğim, pek yakın bir zaman öncesi­ nin tiplerinden birini herkesin gözü önüne daha açık olarak sermektir. Bu tip, henüz tükenınemiş kuşağın bir tem­ silcisidir. "Yeraltı" adını verdiğimiz bö­ lümde bu kişi kendisini, düşüncelerini açıklamakta; sanki bununla toplumu­ muzda niçin bulunduğunu, bulunması­ nın neden kaçınılmaz olduğunu söyle­ mek istemektedir. tkinci bölüm ise bu kişinin yaşamındaki birkaç olayı anlatan gerçek anılardır. Fiyodor Dostoyevski
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İyi olacağız…
İyi olacağız… Hem şimdi, hem yarın, hem de yolun o her şeyi temize çeken menzilinde mutlaka iyi... Ayrı düştüğümüzü sandığımız o uçsuz bucaksız yollarda, aslında hepimiz aynı karanlıktan geçip aynı aydınlığa yürüyoruz. Dönüp durduğumuz bu devridaimde; kimi zaman birbirimizin göğsüne açılan bir yarayız, kimi zaman o yarayı sarıp sarmalayan merhem. Kimi zaman vuran el oluyoruz, kimi zaman o elin altında ezilen mahzun bir yürek. Üzerimize ne çok zırh, ne ağır kumaşlar giymişiz böyle… İsimler, keskin inançlar, içimizde kor gibi büyüttüğümüz öfkeler, bizi kör eden o mutlak haklılıklar ve sessiz kırgınlıklar. Sonra bir gün, rüzgâr tersine dönüyor ve anlıyoruz; taşımaktan yorulduğumuz bu sıfatların hiçbiri bizden, o saf insanlığımızdan büyük değil. O gün, göğsümüzün kafesi genişliyor. O gün, kimseyi gözden çıkarıp uçurumlardan aşağı bırakmak gelmiyor içimizden. Çünkü o yabancı dediğimiz gözlerin derininde kendi korkumuzu görüyoruz; bizim gibi özlediğini, bizim gibi yanılıp savrulduğunu, aynı aşkla sevip aynı yasla eksildiğini fark ediyoruz. Bir insanı bütünden silmeye kalkmanın, kendi kalbini ortadan ikiye yarmak, kendi canından bir parçayı koparıp atmak olduğunu nihayet hissediyoruz. Belki de bu uzun, bu yorucu yolculuğun bütün sırrı buradadır: Birbirimizi yargılamanın o çorak toprağından kaçıp, birbirimizin yüzünde kendimizi tanımayı öğrenmek için. Günün sonunda ne kadar uzağa fırlatılırsak fırlatılalım, hangi uçurumlardan dökülürsek dökülelim; hepimiz aynı denize doğru koşan, o sarsılmaz hasretle akan sular gibiyiz. Tek bir damlayı bile iten, o koca ummanı da inkâr etmiş sayılır. Ummanı kalbiyle seven ise, en yaralı, en küçük damlayı bile incitmden buyur eder bağrına. Ben işte o kutlu vakte inanıyor ve güveniyorum... Kimsenin kapı eşiklerinde kalmadığı, kimsenin o koyu
Yahudi değilsem bile bende Yahudalık da mı yok— Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?
rahminde levendane öcün tohumları yatan gece güneşin şifa diye bilinen ışıkları nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir...
yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için bir sıvaydım kendime kendi ellerimle tıpkı Yahudiler gibi buraların yerlisi ben değilim.