Evet, ilmektir boynumdaki ama ben kimsenin kölesi değilim. "Tarantula" yazdılar diye göğsümdeki yaftaya, "Tarantulaymış benim adım!" diyecek değilim. Tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime Rab bellemeyeceğim. Razı değilim. Beni tanımayan tarihe, beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Gittim, su çektim en derin kuyudan. En hileli desteden kendi kartımı çektim. Yaktım belgeleri. Bütün tanıkları yok etmek için ricacıları öldürdüm. Onlar bu dumanlı dünyanın beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi. Gerçekten özlemişti beni dünya. Öze çekmişti. Özüm gelinceye kadar bana temas etmişti bu dokunuş. Parlatınca beni, benden biraz dünya isteyen ricacıları öldürdüm ve kıtal bitti.
Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek. Acılardır paylaşan çocukları, gün geldi paylaşıldı acılar, çocuklar paylaşıldı. Bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım. Gittim bir kuyudan su çektim. Halka boynumdan geçti, geçti boynuma kemend. "d" harfine bak dedim, nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin. Harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri, harf ol. Harfle birlikte kıyamet harf ol. Harfler ummanına bat. Çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin. Çünkü bön durur altında kaldığım töhmet, uğradığım kinayeler bön ve berbat.
İşte o zaman bildimdi, anladımdı o sıra ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim. Bu çuha, bu sicim elden çıkarsa acemiydim. "Gitmem," dedim, "sizin provalarınıza. Bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi. Berbattır balkonda o güneşli sabahlar, biraz açılmak için açıldığınız kırların aniden karşılaştığınız ırmakların ürpertisi. Ahmakça böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem, benden iki bakışık parça çıkarmaya çabalayan boylam da berbat." İpekli libas giymem, altın takınmam. Atımın eğerinde kaplan derisi yoktur. Çehreme iyi baksalardı yırtılırdı uykularının zarı. Uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar, bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken uykularına tutundular.