Ama dünya üzerinde hiçbir şey çaresizliği, yitirilen yaşama gücünü, yaşarken ölü olmayı bu hareketsizlik kadar, bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında böyle kımıldamadan, duygusuzca oturmak kadar, ayağa kalkamayacak ve birkaç adım atıp sığınacağı damın altına gidememe derecesinde yorgun olmak kadar, kendi varlığına böyle kayıtsız kalmak kadar sarsıcı bir şekilde ifade edemezdi. Hiçbir heykeltraş, hiçbir şair, ne Michelangelo ne de Dante, nihai çaresizliği, dünyadaki nihai sefaleti, yağmurda sırılsıklam olan, tek bir hareketle kendini korumaya alamayan, gayretsiz, yorgun görünen bu canlı insan kadar çarpıcı bir şekilde hissettiremezdi.
Tereza’nın gözünde, kitaplar gizli bir kardeşlik bağının işaretleriydi. Kendisini çevreleyen kaba saba dünyaya karşı tek bir silahı vardı çünkü; belediye kitaplığından aldığı kitaplar.