Dehliz Kitap yayınları

Dehliz Kitap yayınları
@Dehliz_giz
2022 Dehliz kitap yayınları, Tuğba Durnagölü tarafından kurulmuştur . Satır arası tutku, Satır arası aşk, Satır arası derin serisini çıkarmıştır.
Yayıncılık
Lisans
İstanbul
21 Mart 1987
385 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
dehlizkitaptugbadurnagolu
Ah, Anne: Seçilemeyen Hayatlar ve Vicdanın Sıkışması
Puan vermedi·206 syf.··
2026 38. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 18:18
Ah, Anne, yüzeyde bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında çok daha derin bir meseleye dokunuyor: seçilemeyen hayatlar. Gelenek ile modernite arasında sıkışmış karakterler üzerinden, insanın kalbiyle vicdanı arasında nasıl parçalandığını sade ama etkili bir şekilde anlatıyor. Özellikle Nedim ve Rezzan üzerinden “sevdiğinle evlenmek gerçekten yeterli mi?” sorusunu okurun zihnine bırakıyor. Çünkü roman net bir cevap vermez; aksine ima eder: O dönemin şartlarında aşk tek başına mutluluğu garanti edemezdi. Aile baskısı, toplumun yargıları ve ekonomik koşullar, o hayalin başka bir çıkmaza sürüklenmesine de neden olabilirdi. Burada en dikkat çekici noktalardan biri, Nazime Hanım karakteri. Hikâyede belki de tek “rahat” olan kişi odur. Çünkü yaptığı her şeyi doğru kabul eder; oğlunu koruduğunu, onun iyiliğini düşündüğünü zanneder. Ama tam da bu noktada hikâyenin en çarpıcı tarafı ortaya çıkar: baskının sevgi gibi sunulması. Nazime Hanım kötü niyetli değildir, aksine iyi niyetlidir. Fakat bu iyi niyet, kontrol etme arzusuyla birleştiğinde bir hayatı şekillendiren baskıya dönüşür. Bu noktada akla Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları geliyor; sevgi adı altında kurulan kontrolün, bireyin hayatını nasıl daraltabildiğini çok benzer bir yerden anlatır. Yani mesele sadece bir dönem meselesi değil, hâlâ güncelliğini koruyan bir durum. Nedim ise bu baskının altında ezilen değil, ona boyun eğmek zorunda kalan bir karakterdir. Onun pasifliği aslında zayıflıktan değil, yetiştirilme biçiminden ve hissettiği borç duygusundan gelir. Annesine karşı çıkamaması, sadece kişisel bir tercih değil; dönemin “anneye karşı gelinmez” anlayışının bir sonucudur. Bu yüzden Nedim’in hikâyesi, bireysel bir trajediden çok daha fazlasıdır; bir dönemin insan yetiştirme biçiminin sonucudur. Okur da burada ister istemez şu soruya
Ah, AnneFazlı Necip · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,045 okunma
Dehliz Kitap yayınları
Kitaba bayıldım 🙈
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İçindeki Hangi Kişilik Bu Romanı Sevecek?
Puan vermedi·210 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 20:48
Bozkırkurdu, klasik bir roman gibi başlayıp yavaş yavaş insanın zihninin derinliklerine dönüşen, alışılmadık bir okuma deneyimi sunuyor. Hermann Hesse’in bu eseri, olay örgüsünden ziyade fikirler, ruh hâlleri ve iç çatışmalar üzerine kurulu. Özellikle son bölümdeki “Büyülü Tiyatro”, romanı bambaşka bir boyuta taşıyor. Bu kaotik ve sembolik alan, alternatif benliklerle yüzleşmeyi merkeze alıyor. Yer yer Gece Yarısı Kütüphanesi’ni çağrıştırsa da Hesse’in yaklaşımı çok daha karanlık, bilinçaltına yakın ve psikolojik bir tiyatro niteliğinde. Bu yapıyı oldukça sevdim. Romanın kalbinde Harry Haller’in kimlik krizi yatıyor: Hem “insan” hem “bozkırkurdu” olarak yaşadığı ikilik, modern insanın yalnızlığını, yabancılaşmasını ve parçalanmış ruhunu güçlü şekilde yansıtıyor. Hermine’nin Harry’ye hayatı yeniden hissettirmeye çalışması ise kitabın en etkileyici yanlarından. Bana göre Hermine, Harry’nin bastırdığı yaşam enerjisinin ve eğlenme kapasitesinin yansımasından ibaret; tıpkı Pablo’nun özgür ve akışa bırakan tarafı temsil etmesi gibi. Romanın doruk noktasında karşımıza çıkan Mozart ise en önemli mesajı veriyor: Hayatı fazla ciddiye almak insanı yok eder. Hesse net bir mutluluk vaat etmiyor ama “kendinle dalga geçebilmeyi öğrenmek”te küçük bir umut barındırıyor. Bu yüzden kitap bana tamamen karamsar değil, acı ama umutlu geldi. Kitabın en büyük gücü katmanlı olması. İç monologlar, felsefi göndermeler ve metaforlar sayesinde tekrar okunduğunda yeni anlamlar çıkıyor. Burjuvazi eleştirisi, bastırılmış arzular ve varoluşsal sorgulamalar ise hâlâ çok çarpıcı. Harry’nin kendini hem aşırı ciddiye alıp hem de hemen dalgaya alması romana güzel bir ironi katıyor. Tabii herkesin sevebileceği bir kitap değil. Uzun iç monologlar ve “Bozkırkurdu Risalesi” gibi didaktik bölümler bazı
BozkırkurduHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 20229,7bin okunma
Dehliz Kitap yayınları
Bu kadar etki bıraktı ise sizde merak uyandırıcı bir kitap olduğu aşikar
Beni Kararsızlığımla Bırakan Hikâyeler
Puan vermedi·144 syf.··
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 22:01
Sabahattin Ali’nin romanlarını daha önce okumuş biri olarak Değirmen’e başladığımda benzer bir okuma deneyimi bekliyordum. Ancak romanlarındaki daha akıcı ve doğal üsluba kıyasla bu kitapta daha ağır, betimlemeci ve yer yer klasik öykü anlatımına yakın bir tonla karşılaştım. Kısa hikâye formunun getirdiği hız ile uzun betimlemelerin birleşmesi, bazı öykülerde mesafe yaratmama ve tam olarak içine giremememe sebep oldu. Buna rağmen kitabın güçlü yanları da göz ardı edilemez. Anadolu insanını samimi, derin ve içten bir şekilde yansıtması, toplumsal mesajlarını doğal biçimde hissettirmesi kitabın en değerli tarafları. Özellikle Değirmen öyküsü atmosferi ve taşıdığı duyguyla bende karşılık buldu. Yazarın insanın yalnızlığını, kırılganlığını ve iç çatışmalarını anlatırkenki samimiyeti birçok öyküde hissediliyor. Öte yandan bazı hikâyeler bugün modern okura fazla melankolik, dramatik ve sade gelebiliyor. Bazı öykülerde karakterlerden çok duygunun ve fikrin öne çıktığını hissettim. Bu yüzden kimi hikâyeler bende biraz ansızın bitmiş gibi bir his de bıraktı. Kitaptaki ağır karamsarlık ve trajedi dozu da dönemin şartlarından besleniyor olsa gerek. Kitabın başındaki önsöz de okuma deneyimimi etkileyen noktalardan biri oldu. Sabahattin Ali’nin bazı hikâyelerini kendisinin de çok güçlü bulmadığını söylemesi ilginçti. Bu dürüstlük bir yandan saygı uyandırırken, bir yandan da bazı öykülere yüklediğimiz anlamları yeniden düşündürdü bana. Belki de sevdiğimiz yazarlarda eksik kalan yerleri bile bilinçli tercihler olarak yorumlamaya daha yatkınız. Genel olarak Değirmen, bende net bir hayranlık ya da hayal kırıklığı bırakmadı; daha çok kararsız bir his bıraktı. Etkilendiğim hikâyeler oldu, ama aynı zamanda bana tam ulaşmayan ya da daha öngörülebilir gelen öyküler de vardı. Yine de
DeğirmenSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202556bin okunma
Dehliz Kitap yayınları
👏👏👏
Girdiğim tüm ortamlarda sorduğum ilk soru: “Çay var mı?” :)
"Üç gün yiyeceksiz kalmak bir gün çaysız kalmaktan iyidir." Çin atasözü "Çok şükür çay var! Çaysız dünya ne yapardı? Nasıl var olurdu?" Sidney Smith, İngiliz yazar (1771-1845)
Dehliz Kitap yayınları
Çay var gel 🙃
Meğer Bir Bardak İçeceğin Arkasında Koskoca Bir Tarih Varmış
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 15:12
İlk duyduğumda dünya tarihinin altı içecek üzerinden anlatılması bana oldukça sıra dışı geldi. Fikir ilginçti ama açıkçası bira, şarap, kahve ya da çayın insanlık tarihini anlatabilecek kadar büyük bir role sahip olduğuna pek ihtimal vermiyordum. Kitabı bitirdiğimde ise en çok şaşırdığım nokta tam olarak bu oldu. Tom Standage, bira, şarap, damıtılmış içkiler, kahve, çay ve Coca-Cola üzerinden insanlık tarihinin farklı dönemlerine ışık tutuyor. Ancak bunu yaparken sadece içeceklerin hikâyesini anlatmıyor; ekonomi, ticaret, vergi politikaları, sömürgecilik, kültürel değişimler ve hatta dünya güç dengelerine kadar uzanan geniş bir tablo çiziyor. Bir noktadan sonra içecekler sadece bir araç hâline geliyor ve aslında dünyanın nasıl şekillendiğini okumaya başlıyorsunuz. Kitapta en çok kahve bölümü ilgimi çekti. Kahvehanelerin yalnızca insanların vakit geçirdiği yerler değil, fikirlerin dolaşıma girdiği ve tartışma kültürünün geliştiği merkezler hâline gelmesi beni gerçekten şaşırttı. Çayın ticaret savaşlarıyla olan ilişkisi ve Coca-Cola'nın Amerikan etkisinin sembollerinden birine dönüşmesi de aynı şekilde oldukça ilgi çekiciydi. Kitabın en sevdiğim yanı bunu akademik bir tarih kitabı gibi yapmaması oldu. Bilgi veriyor ama boğmuyor. Bu yüzden tarih merakı olan ama ağır akademik eserlerden hoşlanmayan okurların rahatlıkla okuyabileceğini düşünüyorum. Tarih konusunda daha derin okumalar yapanlar bazı bölümleri yüzeysel bulabilir. Hatta ben bile zaman zaman "Acaba burada içecekler biraz bahane mi olmuş?" diye düşünmeden edemedim. Bazı tarihsel gelişmelerin içeceklerle bağlantısı yer yer biraz fazla vurgulanmış gibi geldi. Yine de bu durum kitabın en büyük başarısını gölgelemiyor. Çünkü kitap boyunca sürekli "Bu kadarını bilmiyordum" hissi yaşadım. Altı Bardakta Dünya Tarihi
Kitap Simyacıları
Altı Bardakta Dünya TarihiTom Standage · Kırmızı Kedi Yayınları · 20241,222 okunma
Dehliz Kitap yayınları
👏👏👏