Bir gürgenin gözüyle bin bir renge bürünmüş insanoğlu hem acıtıp hüzünlendiren hallerde hem de zalim, çıkarcı, vurdumduymaz rollerde biz okurlara sunulmuş. Bu bize gösterilirken de çokça diğer ağaçların, kuşların, börtü böceklerin, düzlükteki sayısız dağın taşın, denizlerin, nehirlerin sessiz çığlıklarından yararlanılmış. Böylece onların da bir ruhu olduğunu, bizlerden katbekat geniş, hassas ve hayat dolu olduklarını görmüş olduk. Ayrıca eğer rüzgarın ve tabiatın dilini doğru okumasını öğrenseydik, onlardan hayata dair hemen her çeşit türküyü bulabileceğimizi ve içimizde rengarenk çiçeklerin filizlenebileceğini öğrenirdik. O zaman, uzun ince yollarda karşılaşıp dokunduğumuz her şey doğaya, canlılara zarar vermeden birer masala dönüşebilirdi. İnsanın tüm bu karmaşık ve dengesiz ruhunu olanca çıplaklığıyla yansıtmasına rağmen içimizde derinlere kaçmış güzelliklerin tekrar yeşerebileceğinin bizlerin elinde olduğuna inandıran bu kitabı herkese tavsiye ederim.