Fakat kendi deneyimim beni şu inanca yöneltti: böyle korku ve düşüncelerden apayrı olarak, dinî duygular biz yaşlandıkça gelişme eğilimi gösterirler, çünkü ihtiraslarımız ateşini yitirdikçe, hayal güçlerimiz ve duygularımız köreldikçe aklımız daha rahat işler hale gelir, bir zamanlar aklımızı çelen imgeler, arzular ve heveslerden arındıkça Tanrı, gizlendiği bulutların arkasından görünür, ruhumuz bütün aydınlıkların kaynağı olan bu varlığı hisseder, görür ve ona yönelir, bu yöneliş doğal ve kaçınılmazdır; duygular dünyasına canlılığını ve cazibesini veren her şeyi artık yitirmekte olduğumuz için, o muazzam varoluş artık içsel ya da dışsal etkilerle desteklenmediği için, kalıcı bir şeye, bizi asla yanıltmayacak bir şeye tutunma ihtiyacı hissederiz -bir gerçekliğe, mutlak ve ebedî bir gerçeğe tutunmak isteriz. Evet, kaçınılmaz bir biçimde Tanrı'ya yöneliriz; bu dinî duygu, doğası gereği öyle saftır ve bunu yaşayan ruha öyle bir mutluluk verir ki, diğer bütün yitirdiklerimizi telafi eder.
"Yürüdüğünüz yolun bir çıkışının olmadığını biliyorsun çünkü. O gökyüzünün, o güneşin, o bulutların, o denizin gerçek olmadığını. Bir romandan düşüvermişti yanı başına, inanmamıştın. İnanamamıştın. Sonra etrafınızı saran gökyüzüne bile sığmaz oldunuz."
"Tarihte, nerde bir zafer veya çetin bir savaş görürseniz, mutlaka gerisinde çarpan bir kalp, atan bir nabız, öfkelenmiş bir kahraman, ayaklanmış bir aslan vardır."
"Gözünüzü derinlerdeki gerçekleri doğru çevirdiğinizde, belaların temelinin tek şey olduğu hakikatiyle burun buruna geleceksiniz ki, o da nefse tapmaktır."