Bir çocuğa matematik, yazı yazma, okuma, tarih, müzik, yabancı dil vs öğretmek onları anlamak ve sevmek, bireyler olarak sosyal ve psikolojik gelişimine olumlu katkıda bulunmaktan daha kolaydır.
Çocuklarımız hemen hemen evde geçirdiği saatlere yakın bir zamanı, okulunda arkadaşları ve öğretmeni veya öğretmenleri ile birlikte geçirmekte. Veya geçirmekte idi. Malumunuz Korona kaynaklı epidemi, davranışlarımızda, psikolojimizde, sosyal algı ve kültürümüzde değişimlere neden oldu. Bu değişimlerin ne kadar kalıcı olup olmayacağını, toplumsal belleğimizde nasıl bir iz bırakacağını zaman gösterecek bize.
Normal bir zamana, normal bir topluma dönersek, okulun ve okulda geçirilen zamanın zihinsel duygusal fiziksel sosyal gelişimdeki önemi, kendi yaşıtları ve öğretmenlerinin’ artık yavaş yavaş bağımsız bir birey olduğunu algılamaya başlayan çocuklar üzerindeki etkisi, bazan biz anne ve babaları gururlandıran, sevindiren veya endişelendiren etmenlerdir.
Elbette çocuğumuzun psikolojik ve psikososyal gelişimi, onun içinde bulunduğu ortam ve o ortamdaki destekleyici veya engelleyici faktörlerle de alakalıdır.
Her çocuk biricik, eşi benzeri olmayan bir yapıya ve karaktere sahiptir. Bu farklılık ve değişkenlik, onların sadece genel gelişim teori ve pratikleri ile algılanmasını mümkün kılmaz.
İşte işin güzel olan yanı bu ya zaten! Her özel çocuğu anlamak ve onun gelişimine katkıda bulunmak için onunla karşılıklı güven ve sevgi temelli bir iletişim kurmak…
Bir öğretmen elbette ilk aşamada bir pedagog yani öğreticidir. Kadim Yunanca´dan türeyen kelime olan pedagog, pedia (çocuk) ve ago (yönlendiren) kökenine sahiptir. Yani aslında bir öğretmen, öğreticiden ziyade yöneten, yönlendiren, gelişimde aktif rol alan demektir.
Peki; çocuk psikolojisi hakkında çok az bilgiye sahip, o