Filipin takım adalarına ayak basan ilk sömürge temsilcisi Ferdinand Macellan olmuştur. Ondan önce Müslümanların bu topraklara ulaşmış olmasına ve bu ülkede İslâmiyet’in hüküm sürmesine bunun açık bir delilini teşkil etmesine rağmen Batılılar, sonradan, Macellan’ı bu toprakların kâşifi olarak kabul etmişlerdir. Ne var ki 1921 yılında Macellan bir yerli tarafından öldürülmüş ve onun ölümüyle Filipinlerde sömürgeciliğin tesisine yönelik ilk teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
dunyabulteni.net/m/index.php?aTy...
Müslüman toplulukları kuvvet kullanarak alt etmenin mümkün olmadığını anlayan düşmanlar çıkar yol olarak onları içten bölmeyi başarıyla uygulamışlardır.(e-pup)
Kum saati bir kere daha boşaldı. Sabır ve şehidlik iki sadık dost gibi ağırlanıyor körpe yüreklerde, dev gibi dağları dolanan yiğitlerde.
Akşamlar nasıl ağır.
Sabahlar nasıl zinde.
Bahçeli bir apartmanın en alt katında oturuyordum. Ev sahibinin köpeği ile kapı komşuyduk. Her an bizim kapının önündeydi ve ona sık sık yiyecek verdiğim için o da bana sevgi duyuyordu. Güzel sevimli bir köpek. Ama kendi köpek idraki ve prensipleri olan bir varlık. Ona karşı temkinli olmak gerektiğini, bazı şeyleri, yani onun köpek, benim insan olduğumu unutmamak gerektiğini, yani siyasi olmak gerektiğini, dişleri derinlemesine koluma gömülünce anladım. Olay şöyle oldu: Bir gün eve geldiğimde dolaptaki kıymanın bozulur gibi olduğunu gördüm. Olduğu gibi alarak kapıya çıktım ve onu çağırdım. Paketi açarak önüne attım. O da hemen kıymanın
üzerine eğildi. Baktım paket yere düşerken, kâğıt tekrar kıvrılmış, eti bulmakta zorluk çekiyor. Uzanıp rahat yemesi için açmak istedim. Daha elimi uzatır uzatmaz dişlerini dirseğimin altına gömüverdi. Dakikalarca acıdan kıvrandım. Köpek sıhhatli olduğu halde her ihtimale karşı kuduz iğneleri oldum.
Dostluğumuz tıkır tıkır gidiyordu ama, unuttuğum, bilmediğim bir şey ortaya çıkmıştı: Köpeğin önündeki lokmasına uzanılmayacağı. Tereddüt etmeden ısırmıştı beni.
Avrupa’da sık sık ortaya çıkan yine köpeklerle ilgili hadiselerden biri:
Küçük Hans iri kurt köpeğini kıyıda gezmeye çıkarmıştı. Köpekle kumlarda adeta güreşiyor, birlikte koşuyor, eğleniyorlardı. Tam o sırada
sırada başka birinin gezdirdiği başka bir kurt köpeği ortaya çıktı. İki köpek hırlaşmaya başladılar. Ve birbirlerine girdiler. Hans tereddüt etmeden onları ayırmak istedi. Diğer köpekle değilse bile, kendi köpeği ile, onu kavgadan ayırmaya cesaret edecek kadar ahbaplığı vardı. İki köpeğin arasına giriyor, tasmasından yakalayarak uzaklaştırmaya çalışıyordu. Köpeklerse kıyasıya veya doyasıya dalaşmak arzusundaydılar. Sadece birkaç saniye geçti. Köpeklere göre rahatlıkla dalaşmaya