Sabriye Yabancı

Sabriye Yabancı
@Dembudem
Dil ve üslup kişliğin aynasıdır. Üslubu beyan aynıyla insandır. Sorma kişinin aslını sohbetinden bellidir.
NEREDEN BİLİYORSUN?
“Fesuphanallah! Yahu, bak, bir, ussallığı küçümsemiyorum. Beynin vazgeçilmez yarıkürelerinden birisi olduğunu söylüyorum. Ama tek başına yetersiz diyorum. Gerekli ama kâfi değil, anlamıyor musun? David, olaylara mikro hesap bazında bakıyor. Bu bakış, Türkiye’nin tarihinden, dilinden, inançlarından, sezgilerinden gelen bilgisinin ihmali, küçümsenmesi demek. Bir yere varmaz. Kaldı ki, her toplum kendi hayatının temel öğelerini kendi başına, kimsenin aracılığı olmadan geliştirme hakkına sahiptir. Bizim yazı geleneğimiz buysa, saygı göstermek durumundalar,” derken birden kıkır kıkır gülmeye başladı, “Tıpkı elmalarımıza saygı göstermeleri gerektiği gibi!” “Elmalarımıza mı?” “Elmalarımıza, ya!” dedi, “Elmalarımıza! Bu, rasyonalizm, ussal düzenleme meselesini o hale getirdiler ki, kendi ‘us’larına uymayan elmalara bile elma değildir diyorlar!” “Ne demek istiyorsun?” “Ya, Mine Ciner diye bir arkadaşım var. Yıllardır Almanya’da yaşar; Avrupa Topluluğu’nda standartlar’ı tespit eden üç kişilik bir komisyonun tek yabancı üyesi. Biz de o sıralar, AT’ye elma suyu ihraç ediyoruz. Sanıyorum, ihracatçı şirket de Aroma’ydı. Neyse, bizimkiler, tanker tanker elma suyu gönderiyorlar, derken bir gün, Almanlar kapıdan içeri koymuyorlar, ‘Bu elma suyu değil!’ ‘Aman, etmeyin, vallahi de elma suyu, billahi de elma suyu!’ ‘Hayır, değil, çünkü içindeki nişasta miktarı bizim tespit ettiğimizden fazla!’ Nasıl olurdu, olmazdı, Mine devreye giriyor. Hile yok, ama elma elma değil, çünkü standart tutmuyor! Ne oldu, biliyor musun? Mine, tabii, Türk gönlü bizim malların geri dönmesine izin vermediği için devreye girdi, aradı taradı, İtalya’nın güneyinde bir yerde, elma olduğu tescilli bir elma ağacının meyvesinin suyunun da AT’nin elma bellediği elmadan daha fazla nişasta içerdiğini ispat etti de,
Sayfa 567 - Alfa Yay.·Kitabı okudu
Reklam
Yağmur
Vâr eden’ in adıyla insanlığa inen Nûr Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebâbil dudağından Rahmet vâdilerinden boşanır âb-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kâinat Yıllardır boz bulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir ân düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebî’nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtâbını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebû Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü âvaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyûlâ, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz , baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Peygamberimizin (SAV) engin merhamet, hoşgörü ve kulluk şuurunun yeniden dirilmesi duasıyla... Hayırlı kandiller.
“Hayır, ama Tanrı’nın yollarını kim bilebilir?” “Yani, ‘ışık’ Müslüman Doğu’dan gelebilir mi? Öyle bir ihtimal var mı?” Bu kez açıkça gülümsedi Rabin Levi, “Batılı gözü, küçük kıvılcımları göremez,” dedi. (e-pup)
Sayfa 67 - Alfa Yay.·Kitabı okudu
ACIYI TANIMAK
“Sana bunları ağlayasın diye anlatıyorum,” dedi, “çünkü insan başkalarının acılarını kendi acılarından öğrenir. Acıyı tanımak gerekir. Kibrimizi, ukalalığımızı, kayıtsızlığımızı giderir acı. (e-pup)
Sayfa 22 - Alfa Yay.·Kitabı okudu
Reklam