Yahya Kemal’in büyüklüğü bunu hemen ilk andan itibaren duymasında, her halinde denizi şiirin mihrak noktası yapmasındadır. O hem ışık ile ve su ile dağılıp akmasını, hem de suda toplanmasını, külçelenmesini bildi. Su, onun şiirinde hem zamanın kendisi, hem de onu saklayan hafızadır.
Belki hâlâ o besteler çalınır
Gemiler geçmiyen bir ummanda
yahut:Görmüş ve geçirmiş denizin kalbine sindi.
gibi mısraların yanıbaşında asıl estetiğini aradığı o güzel kıt’a gelir:
Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb... İri güller... Ve senin en güzel aksin...
Velhâsıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde!
Fakat bu deniz şiirlerinin içinde en muhteşemi şüphesiz ki* «uyanmasın» redifli gazeldir. Orada biz aydınlığın çifte rüyasını en geniş telkinler içinde duyarız.
(e-pup)
Şurası var ki, üslûb daima kültüre ve medeniyete aittir. Lâle bir üslûb motifi idi. Dört asırlık rakibi gül ile aralarındaki fark budur. Gül motif değildir, yaşayan hayattır. Lâle zevkinde şâirlerimizle dünyayı pek az birleştirebilirim. Halbuki gülde Ronsard’an Rilke’ye kadar bir yığın şâir Nedim’le beraber yürürler.
(e-pup 205)