Ayfer Tunç, postmodern yazar kimliği ile tanınır. Bu kitaba başladığımda postmodern romana başladım havasıyla elimde kağıt kalem oturdum başına. Ancak postmodern teknikler bulamadım. Geleneksel roman desen hiç değil. Yazarın amacı bence, alışılmadık roman da yazılabileceğini göstermektir. Eserin bir başat kişisi yoktur. 350 civarı kahramanı ile okuyucuyu peşine takıp sürükleyen kurgu, kahramanların bir yerde bir şekilde kesişen hikayeleri ile olayları daha da karmaşık ve tuhaf kılıyor. Yazar, birbiriyle ilgisi yokmuş gibi görünen kahramanlar arasında ilginç bir bağ kuruyor. Bakhtin’in karnavalesk romanlara özgü taç giydirme/ tacı geri alma yöntemi ile yazar, kalabalık şahıs kadrosunun her hikayesinde bu taç giydirme işlemini uyguluyor. Hikaye ve kahraman bolluğu okuyucuda bir şölen havası yaratıyor. Yemek sahnelerinin detaylı anlatıldığı, deli ile deli olmayanın karıştığı, hikayelerin ironik bir sonla bitmesi, güldürü unsurunun romanın başat tekniği olması, akıl hastanesinde doktor Nebahat’ın esrarlı keki, roman sonunda şehirde yaşanan curcuna ve büyük yangın Bakhtin’in bahsettiği festival romanın bütün özelliklerini örneklendirir.
“ Avrupa karnavallarında her zaman, cehennem olarak adlandırılan bir yapı vardı… ve karnavalın sonunda bu cehennem, bir zafer edasıyla yakılırdı.”
Denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinde geçen yalan yanlış olaylar, akla ve sağduyuya sırtını dönmüş toplumu temsil eder. Bu toplumu özgürlüğe kavuşturacak, arındıracak tek şey ateştir. Roman akıl hastanesinde çıkan büyük yangın ile biter.
Varoluşsal öz olan suya yani değerlerine sırtını dönen, yozlaşmış bir toplum için ateş bir arınma ve yeniden doğuş olabilir.
Eserde yangın sahnesine hazırlık niteliğinde başhekimin okuduğu Makber şiiri ile kapanış.