Neler olacağını bilmemek insanı nasıl da çaresiz bırakıyor değil mi? Bazen geleceğe bakıp korkudan ölecekmiş gibi hissediyor musun sen de? Sabahattin Ali’nin, Kürk Mantolu Madonna kitabının daha ilk sayfasında şöyle diyor: “Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.” Çoğumuz,
övüşmek isteyip istemediğimiz sorulmadan o kuyulara çoktan itildik. Çıkmak için ya karanlıklar içerisinden bir kurtarıcının belirmesini yahut da ideal koşulların oluşmasını bekliyoruz. Halbuki kurtarıcılar yok, ideal koşullar yalan. Kurtuluş isteyenin kalkıp o ilk adımı atması gerekiyor. Hem ne olacak ki, en fazla yolumuza bir ejderha çıkar Osman.
Aylar önce, ağaç evin balkonunu onaralım diye usta tuttum. Aradan onca zaman geçti, balkonun işi hâlâ bitmedi. Usta malzeme almaya diye bir gidiyor, üç ay geri gelmiyor örneğin. Enteresan bir tip, bir şey de söylenmiyor. Geçenlerde biraz da kinayeyle, “Ustacım galiba bu balkonun işi hiç bitmeyecek” dedim. “Hayata karşı bu kadar umutsuz olmayın bence” diye cevap verdi. Mantıklı geldi söylediği, ne bileyim. Şu anda bazı tahtaları kırık olan balkonumda oturdum sana bunları yazıyorum. Ne anlatmak istediğimi de bilmiyorum, öyle konuşuyorum. Bence artık hepimiz yalnızlıktan ufak ufak kafayı yedik ama bir gün hepsinin geçeceğine inanmak istiyorum. Ne olursa olsun ben ustama güveniyorum, sen de hayata karşı bu kadar umutsuz olma Osman.
Niyeyse bu ara seni düşünmeye hep kederle başlayıp neşeyle bitiriyorum. Zamanında, hazır imkânımız varken öyle güzel oyunlar oynadık diye çok seviniyorum. Hayatın insanın elinden neyi, ne zaman alacağı hiç belli olmuyor. Mümkünken gülmek, akarken doldurmak gerekiyor. Baksana nasıl da büyük büyük konuşuyorum. Derdim büyük konuşmak değil de işte, aman ne bileyim be Osman.
Bireysel düzlemde başımıza ne geliyorsa, kendimizi bu kadar kurcalamaktan geliyor bence. İnsan denilen makine çok bızıklanınca bozuluyor. Herkes gibi benim de işin içinden çıkamadığım, umutsuzluğun doruklarında gezindiğim zamanlar oluyor. Ancak önceye ya da sonraya takılıp kendimi harap etmemeye uğraşıyorum. Bu günden başka hiçbir güne yüz vermiyorum. Biliyorsun ki geçmişi sevmem, gelecekle işim olmaz Osman.
Bu ara şu modern zaman öğretilerine kafayı taktım. Kafayı taktım derken, olumsuz anlamda söylüyorum. Meditasyonmuş, çakraymış, astrolojiymiş, doğru nefes alma teknikleriymiş, yok bilinçaltı temizliğiymiş, vay efendim karmik bağlarmış, vallahi artık hangisini duysam ayrı cinnet geçiriyorum. İnsanların bir şeylere inanma ve tutunma ihtiyacını anlıyor ve bu şekilde mutlu olabilen herkese saygı duyuyorum. Ama beni aldığım nefesten bile kuşkuya düşüren bu çağla, doğrusu ciddi problemler yaşıyorum Osman.