A.

A.
Martin ama Edemeyen Que sera sera... Film Arşivim: simkl.com/7456051/movies/...
Olabilecek en acı şey sanırım
Uzun zamandır sana bu mektubu yazmak için cesaretimi toplamaya çalışıyordum. Anlatacak çok şey olduğunu sanıyordum ama öyle olmadığını şu anda hayretle görüyorum. Yani var tabii bir sürü şey ama daha fazlası ne yazık ki içimden gelmiyor. Demek böyle oluyormuş. Ayrılık tam da buymuş, artık anlatacak bir şeyinin kalmaması. Şimdi müsaadenle köşeme çekilip biraz bu duruma üzülmek istiyorum. İçimde sana karşı kötü bir duygu yok. Sel gitti kum kaldı, acısıyla tatlısıyla birçok şey yaşandı, hepsi için teşekkür ediyorum. Beni merak etme, başımın çaresine bakıyorum. Sana bir daha yazacağımı sanmıyorum. Umarım her şey gönlünce olur, yolun açık olsun Osman.
Reklam
Her bağ kopar, her acı aşılır, her şeye alışılır ama gel gör ki; kopacak bağ zaten kurulmasın, aşılacak acı dert edilmesin alışılacak değişime de direnilmesin. O'nu kaybetmenin fikri bile herşeyden fazla korkutmuyorsa insanı, sahip olmanın da hakiki bir kıymeti yoktur zaten.
“Ayı ve İnsan” adında bir belgesel izledim. Orada, zamanında bir ayıyla boğuşmuş yaşlı bir adamın söyledikleri üzerine düşünüyorum bir süredir. Ayıyla karşılaştıklarında tüfeğini doğrultmuş. Ayı, o anda teslim olur gibi ellerini kaldırmış. “Bana bir şans verdi aslında, elleme beni herkes yoluna gitsin demek istedi” diyor ihtiyar. “Ancak ben bu şansı kullanamadım” diye devam ediyor. Tetiğe basmış ama tüfek tutukluk yapmış. Ardından ayıyla boğuşmaya başlamışlar. Sonra nasıl olmuşsa ayının elinden kurtulmayı başarmış ama epey darbe almış tabii, çenesinin yarısı ayının pençelerinde kalmış, izleri görebiliyorsun. Bunca korkuya ve hasara rağmen o adamın ayıdan saygıyla bahsetmesi, hatalı olduğunu kabul etmesi beni çok etkiledi. Bir kavgada çok yara alan her zaman haklıdır diye bir şey yok yani, sana artık hiç kızmıyorum Osman.
Unutmak da tuhaf mesele. Hayatta kalabilmek için birçok şeyi unutmak zorundayız. Geçtiğimiz kış, çok korkunç diş ağrısı çektim mesela. Şimdi düşününce nasıl şiddetli ağrıdığını hatırlıyorum ama o ağrının nasıl bir şey olduğunu hatırlayamıyorum. Örneği fiziksel bir ağrıdan versem de söylemeye çalıştığım şeyi anladığını tahmin ediyorum. Herhangi bir konuda, her hatırlamada aynı ağrıları çekiyor olsak yaşamak dayanılmaz olurdu. Düzeneğimizin bizi koruyan ve kollayan bu şefkatli numarasına bayılıyorum. Yalnız ben bu unutma işinde biraz fazla ileri gitmişim, beynimi unutmak için o kadar acımasızca eğitmişim ki, artık lazım gelen şeyleri de hatırlayamıyorum. Geçmiş bulanık bir nehir gibi içimden akıp gitmiş... Altında kaldığım taşların ağırlığını biliyorum da mevzu tam olarak neydi bir türlü çıkaramıyorum Osman.
Dedemin evini yıktılar. Kendisi öleli uzun zaman oldu ama o ev bana dedem hep oradaymış hissi veriyordu. Geçen sürede evin de yavaş yavaş ölümünü izledim. Önce perdeler öldü, sonra çerçeveler, peşi sıra duvarlar... Şiddetli bir yağış sonrası çatı da ölünce evi yıkıp cenazesini kaldırmaya karar vermişler. Ama ardında tek bir taş bile bırakmadan... Sanki o ev orada hiç olmamış, içinde hiç kimse yaşamamış gibi dümdüz etmişler. Görünce içimde bir şeyler sarsıldı. Hiç olmazsa bir parçası, küçük de olsa bir parçası bırakılamaz mıydı? Boşluk bazen çok kırıcı olabiliyor Osman.
Reklam