Şarkı söylemedim. Benim varoluşumun nedeni başka bir şeydi. Ölümüm anlamsızdı. Sadece aşktandı.
Ne var ki Eo haklıydı; bunu anlamıyordum. Bu benim zaferim değildi. Bu bencilceydi. Bana daha fazlası için yaşamamı söylemişti. Savaşmamı istemişti. Oysa ben burada, onun isteğinin aksine, ölüyordum. Acıya dayanamadığım için vazgeçiyordum.
Sabah dokuzda beni herkesin önünde asacaklardı. Nedense başım dönüyordu. Kalbim yavaşlamıştı ve tuhaf hissediyordum. BaşVali'nin karıma söyledikleri zihnimde yankılanıyordu:
"Yapabileceğinin en iyisi bu mu?"
Haklım şarkı söylerdi;biz dans eder ve severdik. Gücümüz buydu. Ama aynı zamanda da kazardık. Sonra da ölürdük. Nedenini seçme şansımız nadiren olurdu. Bu seçim, güçtü, tek silahımızdı. Ancak yeterli değildi.
Karımı gömdüğüm yeri kimseye söylemeyeceklerdi. Casuslara verilen çikolata karşılığında bile konuşmayacaklardı. Üç kuşaktır sadece beş kişi gömülmüştü ve bunun için daima birileri asılırdı. Bu en yüce aşk göstergesiydi; Eo'nun sessiz ağıtı.
Benimle vedalaştığını görebiliyordum. Üzerime bir kâbus çöküyordu. Kulağıma bir nükte fısıldarken omurgam boyunca bir çiviyi sürtüyorlarmış gibi hissettim: "Zincirleri kır, Aşkım."