Martin ama Edemeyen
Que sera sera...
Hoşuma giden paylaşımları beğeniyor ve takip ediyorum. Etkileşim için takibe gerek yok
Film Arşivim: simkl.com/7456051/movies/...
İnsan acı çekerken birilerini suçlamayı istiyor. Birilerini suçlamak içindeki yaraya iyi gelecek zannediyor. Bu ana kadar ben de aynısını yaptım, sorumlu tuttuğum herkesi suçlayıp durdum. Yaralarıma iyi gelmedi. Artık vazgeçtim. Annem, babam, ben, hep birlikte bir şeylerin kurbanı olduk; insanların içindeki o karanlığın küçük büyük saldırılarına maruz kaldık. Kimsenin kötülük olsun diye böyle şeylere tevessül edeceğine inanmıyorum.
Tarık Tufan modern Türk şiiri alanında benim en zevk aldığım şiirlerin yazarı konumunda iken, Hayal Meyal kitabıyla beni benden alıp "Bu adam sağlam öykü de yazabiliyormuş" dedirtmişti. Düşerken de çok uzun süredir okumak istediğim bir kitabıydı. Ama ne yazık ki Hayal Meyal'de beni götürdüğü seviyeye götürmedi. Sıkılıp ayak sürümeden okumayı başardım. Karakterler de benim için hikayeye götürmeye akıtmaya olumlu bir etki yaptılar. Daha doğrusu karakterlerin gizemi ve ortaya çıktıkça keyif veren geçmişleri. Doğru yazılan aşağı yukarı her karakter bana "Aslında hepimiz sadece sevilmek istiyoruz"u hissettiriyor. Benim için Dünya'da insan bu demek. Burada da karakterlerimiz güvenebilmek ve sevilmek istiyorlar sadece ama hayat insanı bambaşka yerlerden tamamen bambaşka yerlere ve hallere sürüklüyor. Her insanın bir aleladelik potansiyeli ve o potansiyeli karşılayıp karşılayamayacağını belirleyen seçimleri olduğuna inanıyorum hayatta. Bir adam ve bir kadının geçmişlerini çözmeye çalışırken bir zaman ve mekan cebinde yolculuğa çıkmalarını anlatıyor. Çekinmeden okuyup siz de hakkında ne düşüneceğinize ve hissedeceğinize karar verebilirsiniz.
DüşerkenTarık Tufan · Profil Kitap Yayınları · 20188,5bin okunma
Bundan önceki teslimiyetlerimin bir tek sebebi vardı. Boş vermişlik. Gırtlağıma kadar kötülüğün için gömülmüş olsam da pişmanlık yaşamadım. Boş verince pişman da olmuyordum. Ağır bir kayıtsızlıkla kendimi koruduğumu düşünüyordum. Gerçekliğimden vazgeçiyordum. Jülide öyle değil. Ona inanıyorum; boş vermişlikle değil, inanarak teslim oluyorum. Tek fark bu. İnanmak.
Masa hazır olunca oturup kahvaltı etmeye başladılar. Her sabah birbirlerine kahvaltı hazırlayan insanlar gibi doğaldı her şey. Diğeri kalkmadan sofraya oturmayan, diğeri lokmayı ağzına götürmeden elini bir şeye sürmeyen insanlar gibiydiler. Göze sokmayan bir nezaketle birbirlerine mukabele ediyorlardı kahvaltı sofrasında; bin yıldır birlikte yaşayıp saygılarını yitirmedikleri için herkesin imrenerek baktıkları çiftler gibi.