Bir nice dolandım yanına vardım
Eğlendim de kaldım cânân içinde
Şükürler olsun yârin cemâlin gördüm
Cevâhir dolusu mercân içinde
Yuvadan uçurdum bir yeşil başlı
Çekilmiyor cevrin ey hilâl kaşlı
Yârdan mı ayrıldın gözlerin yaşlı
Ne ağlar gezersin cihân içinde
Sanma şu cihânda bâki kalırsın
Ol kandedur deyu arar bulursun
İki kaşın mihrâbında bilirsin
Görünce seçersin bin cân içinde
Pir Sultan’ım söyler gönülden candan
Âşık ne kaçarsın seni sevenden
Ayrılık mı olur seninle benden
Meğer düşe başım meydân içinde
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
… Örneğin herkesçe bilinir ki Alevî’ler “Şah” derken Şâh-ı Velâyet Hazret-i İmâm Ali’yi kastederler. Oysa araştırmacılar ”Şah” ifadesini gördükleri neredeyse her yerde meseleyi Şah İsmail ve haleflerine bağlamak üzere büyük gayret sarf etmişlerdir.
Her şeyden önce tarihte Pir Sultan isimli kaç kişinin olduğunu bilmiyoruz. Ancak Aksüt’ün ortaya çıkardığı tahrir defterlerindeki bilgilerden, “Pir Sultan”ın isim olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Aslanoğlu ise altı farklı Pir Sultan olduğunu söylemiştir: Banazlı Pir Sultan, ondan hemen sonra yaşamış olabilecek Pir Sultan Abdal, aruz şairi Pir Sultan Abdal, Sivas’ın Divriği yöresinden Pir Sultan Abdal, Abdal Pir Sultan, Pir Sultan’ım Haydar. Elbette bu ayrımlar kesin olmadığı gibi, “Pir Sultan” mahlasını kullanmış daha fazla kişi de olabilir. Nitekim Aksüt, Makedonya’da Serez’e bağlı Cuma köyünde yaşamış bir “Pir Sultan”dan bahsetmektedir. Ayrıca Banazlı Pir Sultan’ın hiçbir şekilde “Abdal” sıfatını kullanmadığını iddia etmek de mümkün değildir.