Mezarları seyredince düşündüm: Kimler çekip gitmemişti ki bu dünyadan? Yan yana uçan kuş çiftleri gibi, dalları iç içe geçmiş ağaçlar gibi birbirine sonsuza dek aşk sözü vermiş olan erkek ve kadınlar bile günü geldiğinde birbirinden bu şekilde ayrılıyordu. Böyle düşününce kelimeler boğazımda düğümlendi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eskiden şiirlere konu olan pek çok yerin günümüzde eski hâllerinden eser kalmadığı bir gerçek. Dağlar aşınmış, ırmaklar yönünü değiştirmiş, yollar değişmiş, kayalar toprağa gömülmüş, yaşlı ağaçların yerini yenileri almış. Zaman ilerledikçe ve devir değiştikçe, meşhur yerlerin kalıntıları birer birer tarihe karışıp gidiyor.
17 Ağustos 1999 ile 12 Kasım 1999 arasında, Marmara'nın pek çok kentinde defalarca deprem oldu, defalarca can aldı deprem...
Yıkılan ev yeniden yapılırdı da, ya insan? Kurtarma ekiplerinin "sesimi duyan yok mu" çığlıklarına acılı bir "nerede bu devlet" sorusu ekleniyordu... Kızılay'ın çadırları daha ilk yağmurda erimiş, Ankara'dan önce İtalya, İspanya, Japonya, hatta Yunanistan imdatlarına yetişmişti...
Sonra enkazlar kaldırıldı, mezarları sadece yakınları ziyaret etti, sakat kalanları sadece onlarla birebir ilgilenenler gördü... Herşey eskiye dönmüştü...
Aylar boyunca bir dayanışma örneği gösteren Türkiye, başta onunla yatıp kalktığı, "bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" sözünü unutuvermişti... İstanbul hala deprem riski altındaydı. Uzmanlar uyarıyordu, ama kent depreme bir türlü hazırlanmıyordu...
68'in gençlik lideriydi.
O yıllar ki, Amerikan askerleri Dolmabahçe'de denize dökülüyor, özerk bir üniversite isteniyor, pahalılıktan, işsizlikten, eşitsizlikten yakınılıyor, doğuya gidip köprü yapılıyor, toprak reformu için kafa yoruluyordu.
Boykotlar, mitingler, Amerika ve İsrail'e karşı kimi eylemler ve Filistinlilerle dayanışma…