“İşittiğime göre yarın kongre açacakmışsınız, açılmaması daha münasip olur, hükümetim bu kongrenin toplanmasına müsaade etmez, kongreden vazgeçmezseniz kuvvet kullanarak dağıtılmasına mecbur kalırız”dedi
Musta Kemal gayet sakin bir ifadeyle cevap verdi. “Kongre toplamak için ne hükümetinizden, ne de sizden müsaade istemedik ki, böyle bir müsaade bahis mevzusu olsun” dedi.
Eğer o günlerde bir tayyareden memlekete bakarsanız, yer yer yanan ateşler görürdünüz, bunlar ışıldayan çoban ateşleriydi, hepsini birleştirecek alev lazımdı, işte o da Mustafa Kemal’in meşalesiydi!
Araplar cinlere de inanır, bunları Allah’ın kızları sayarlardı. Bu inançta Arabistan ikliminin ve coğrafi durumunun tesiri olsa gerektir. Cinler hayır ve şer işledikleri için onlara hürmet ve ibadet gerekirdi. Bunlar ekseriya bir taşın veya ağacın içini mesken tuttuklarından, o ağaç veya taşa ibadet edilirdi. Gene bu ağaç ve taşlardan bazı sesler işitildiğinden onlara kehanet atfedilirdi.
Devletin, içine düştüğü yıkılış ve çöküş uçurumunun dehşetini göremeyen zavallılar, doğal olarak ciddi ve gerçek çözüm yolunu görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü, o ciddi ve gerçek çare, kendilerini daha çok korkutur.
Akıl ve anlayışlarındaki sınırlılık, karakter ve ahlaklarındaki zayıflık ve yozlaşma gereği böyledirler.
Örneğin, ulus, akla gelebilecek her türlü eylem ve fedakarlıkta bulunduktan sonra da başarılı olunamazsa ne yapacaksın? Verdiğim yanıtta hafızam beni yanıltmıyorsa, demiştim ki: Bir ulus, varlığı ve bağımsızlığı için düşünülebilen girişimleri ve fedalarlığı yaptıktan sonra başarılı olur. Ya başarılı olmazsa demek, o ulusun ölmüş olduğuna karar vermek demektir. Dolayısıyla, ulus yaşadıkça ve özveriyle girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.