Kitabı okurken George Orwell'ın bilinçaltının sınır tanımazlığı karşısında hayrete düşüp,özgüvenine hayranlık duymaktan kendimi alamadım.Yazarın 2.dünya savaşı sonrası kaleme aldığı romanını ;Savaşın ezici gücünün ve bilinçaltında onarılması inkânsız travmaların yazınsal izdüşümü olarak değerlendiriyorum.
1946 Ingiltere"sinde,neredeyse her ağzını açan komünist yaftasıyla tanışırken,George Orwell da bu fişlemelerden nasibini alıyor.Ingiliz hükümeti : "Aşırı komünist bir adam,göz önünde tutulmalı"diyerek hayatını mercek altına alıyor.Bu baskılar onu yazma eyleminden alıkoymuyor,Aksine, (Prophecies of fascism)Faşizm'in kehanetleri başlığında derlenen 12 bölümden oluşan metinler yazıyor.Yine Faşizm'e tepki olarak yazdığı,1945 yılında basılan"Hayvan çiftliği' ile totaliter rejimleri hicvetmiş ve 1950 de yazar'ın Tüberküloz'dan ölümü sonrası dünya çapında tanınmış.
Ütopik romanı 1984 içerik bakımından oldukça zengin.Yazar'ın hayâl gücünün yarattığı bu ütopya'nın gerçek olabilme ihtimali hiç de uzak değil gibi geldi bana.Zaten bir reportajında,proleterlerler(işçi sınıfı)ezilmekten vazgeçip bir şeyler yapmazsa,buna benzer yaşamlar yaşanabilir diyor.
Paragrafların içinde bazen nefesinizi tutmuş ilerlerken,karanlık,izbe bir binada penceresiz kaldığınızı hissettiğiniz anlarda,yazar bunu öngörmüş olacak ki ;büyük bir nezaketle,size düş dünyasından pencereler inşaa ediyor.Umut ile korkunun kol kola gezdiği olaylar silsilesinde böyle bir denge oluşturmuş yazar.
Umutsuzluk içinde umuda tutunuyor sanki Aşık olduğunda.Gerçek bir Aşk ve ona bağıntılı süregelen cinsellik düşlemek imkânsız gibi.Yazar,kitabında bunu şu cümlelerle anlatıyordu : "Tüm kadınlar,partinin amaçladığı gibi ulaşılmazdı.Istediği sevilmekten çok,ömründe bir kez de olsa,bu erdem duvarını yıkmaktı.Cinsel eylem