Petrikor: Gökyüzü ile Yeryüzünün Ortak Kokusu
Kitap klasik bir roman gibi ilerlemiyor. Karakterlerin isimlerinin olmaması ve büyük olayların yer almaması ilk başta bana alışılmışın dışında geldi ama okudukça bunun bilinçli bir tercih olduğunu ve anlatımı daha evrensel bir noktaya taşıdığını hissettim.
İlk bakışta bir aşk hikâyesi gibi görünse de aslında çok daha derin bir yerde duruyor. Olaylardan çok hislere odaklanan, okurken değil belki ama okuduktan sonra bile etkisi devam eden bir anlatımı var.
Özellikle lapis, oasis ve gezegen metaforlarıyla kurulan o atmosfer kitabı bambaşka bir boyuta taşıyor. Yer yer bu duyguların daha kozmik bir alana taşınması, anlatımı farklı ve etkileyici kılan detaylardan biri.
Bölüm başlarındaki kısa metinler de bu hissi daha da güçlendiriyor; hikâyeden çok bir düşüncenin içine giriyormuşum gibi hissettirdi. Alışılmışın dışında ama kitabın ruhuna çok yakışan bir detaydı bence.
Açıkçası hızlıca okuyup bitirilecek bir kitap değil; biraz durup düşünmek, altını çizmek ve sindirmek gerekiyor. Hatta bazı cümleleri tekrar tekrar okumak istiyorsun.
Okurken zaman zaman kendime döndüğümü, bazı duyguların içinde kaldığımı fark ettim. Bende bıraktığı his ise tam olarak şuydu: yağmurlu bir günde camdan dışarı bakarken gelen o tanımlayamadığın boşluk duygusu…
Herkese hitap etmeyebilir ama farklı bir anlatım arayan, olaydan çok his okumayı sevenler için gerçekten özel bir deneyim sunuyor.
Benim için “az sözle çok şey söyleyen”, daha çok hissettiren ve okurda iz bırakan bir kitap oldu