Dini yargılardan çok etkilenmiş sosyo-kültürel öğelerin tasarıma egemen olduğu ve işlevsel programların yöreden yöreye pek değişmediği görülen bu ev, planimetrik niteliklerini bütün bölgelerde korumuştur. Bu benzerliklerin temelinde modern zamanlara kadar değişmeden gelen erkek egemen aile ve İslami aile yaşamı bulunmaktadır. Türkçede ev sözcüğü Latincedeki "domus"a, yani ailenin barındığı yapı terimine eşittir. Evin mimari kurgusunda Yakındoğu mimari geleneklerinin etkileri olmasına karşın, işlevsel gelişiminin kadının aile ve toplumdaki yerine bağlı olduğunu görüyoruz. Bu, İslam dünyasının başka bölgelerinde de rastladığımız, yaşamsal ve yarı tarımsal bir düzenin ifadesidir. Dünya erkeğin, ev kadınındır.
Ev yaşamında kadının günlük işleri olan yemek pişirme, ekmek yapma, dikiş nakış, çamaşır yıkama, köylerle küçük taşra kentlerinde meyve kurutma, odun kesme ve hayvan bakımı için geniş mekânlara gerek vardı. Büyük dolaplar; eşek, at veya katır için ahır, avluda ya da bahçede kümes de gerekliydi. Bütün bunlar günlük işleyişi ile kırsal özelliklere sahip tarımsal bir ekonominin ortak nitelikleridir. Bu günlük işleri yapan kadın olduğundan temel ev kavramının işlevsel gelişiminin kadının etkinlikleriyle ilgili olduğu açıktır. Ev geniş bir merkezi devinim mekânı çevresinde gelişmiştir. Çalışma alanları avluya açılır. Zemin kat sokağa tümüyle kapalıdır. Evin girişi, yabancılar için geçilmemesi gereken bir kale kapısı gibidir. Ev ailenin iç yaşamının kalesidir. Türk evindeki haremin de anlamı budur: Erkek günlük işlerinden eve döndüğünde kadın için yapılan bu "mikrokozmos"a girer. Evin kadın için yapıldığı düşüncesi İslam literatüründe yazılmaz fakat toplumsal statüsü vurgulanır. Türkçede evlenmek fiili bir eve sahip olmayı anlatmaktadır.
Bahçe ya da avlu kapısından