"Sen hiç aşık oldun mu?"
dedim teyzeye.
Utandı herhalde bir güldü.
Ben aşk neyin bilmem,
benim herifte hiç seni seviyom demedi.
Bilmem ki,
amma velakin,
dişim yok ya, ekmeğin içini hep bana verir.
Bayramda da kendine ayakkabı almadıydı, bana güllü fistan aldıydı.
Seviyom diye
soğanın cücüğünü,
karpuzun göbeğini de bana verir.
Yemeen etlerini hep önüme ittiriverir.
Haa bi de ulan garıı kıyamıyom sana der sıkça.
Ne bilem hanım kızım
heral aşk budur...!
Gerçek aşk budur..
Amerikalı Ermeni yazar William Saroyan'ın “Yetmiş Bin Süryani” adındaki bu eserini özellikle okumak istedim. Kitapta, yazarın Türkiye'de çok iyi bilinmeyen ilk dönem öyküleri yer alıyor. Öykülerin konusu genel olarak kimlik sorunları, insanoğlunun sürüklendiği savaş ve şiddet girdabıyla hesaplaşmasını insancıl ahlak anlayışıyla önerdiği çözümler yer alıyor. Yetmiş Bin Süryani
Şu an okumakta olduğum kitabın 83.üncü sayfasındaki ki bu alıntı çok tansık bir ifade.
“Sizlere sesleniyorum insancıklar, yaşamın salakları, dövülen, haraca bağlanan, ezelden beri terleyenler, sizi uyarıyorum, bu dünyanın kodamanları sizi sevmeye
başladıklarında, bilin ki sizi savaş salamına çevireceklerdir. Bu kesin bir işarettir. Asla şaşmaz. Bu iş şefkatle başlar”
LOUIS FERDINAND CELINE