Bir Dostoyevski esintisidir Ayfer Tunç'un edebiyattaki kalemi. Güçlü görünen ve zanneden o insan kimyasının aslında paramparça ve kırılgan puzzle parçalarından oluşan ruhsal gerçekliğini çok sert bir şekilde göz önüne seriyor. Bu kitapta da ahlak ve toplumsal ikiyüzlülük yargılanıyor. Ama çıplak bii şekilde değil. Resmi mahkeleler ile değil. Ayfer Tunç herkesin içinde meydana getiriyor o mahkemeyi. Yargılayan biziz suçlu da biz. Toplumun yerdiği ve ayıpladığı çıplaklıklardan herkesin kendi iç dünyasında kendi çıplaklığı ve çirkinliği ile yüzleşmesine giden yolda çok sert bir toplum eleştirisi var. Kafka'nın "böcekleşen" bireyi Ayfer Tunç'un bu kitabında çürüyen bir kitleye dönüşmüştür artık.
Yazar âdeta ruhumuzun dalgalarının seslerini aksetmiş hikayelerine. Ya da toplumsal çarpıklık ve açgözlülük iyi betimlenmiş öykülerde. Nitekim birbiri ile bağlantılı altı öykü de aynı karakterlerle deniz kenarında geçmektedir. İnsan doğasında ve bunun toplumsal zeminde karşılık bulan yankısında korku ve endişenin nasil yer edindiğine dair oldukça sade ve çarpıcı bir okuma. Tek tek öykülerinin irdelenmesi gerek aslında. Güya dindar olan, Allah'tan korkan bu halkın bir korku ile karşılaşınca inançlarındaki samimiyetsizlikleri. Hurafelere olan güven. Öteki'ye olan düşmanlık mesela çok iyi anlatılmış. Hele ki ilk öyküde Derviş'in sakat olan zenciye karşıki tutumu bana, üst-millet Türk akımında/tarafında/yorumunda olan bazı Kürtlerin bilinç-dışı korkusunu hatırlattı. Bir öyküde de masumiyeti temsil eden bir çocuğa karşıki tutumlari ise toplumsallığın katmanlarında yok olan masumiyeti anlıyoruz. Ölü ve ölüme karşıkı o tuhaf tutumlar. Tabut imgesi. Kendilerinden daha iyi yaşam koşullarına sahip bir toplumla karşılaşınca ahlakî çizgilerinin gittikçe yok olmaları ve kutsal değerlerinin de artık bir anlamınin kalmaması. Son öykü Bunuel'in Viridiana filmini hatırlattı bana. Muhafazakar ekol'un iktidarla meydana gelen yüzsüzklerini hatırlattı. Güç'ün metafiziğinin zayıf'ı elde ettikten sonra onu bozma gücü. Elbet aldanan zayıfın karaktersizliğini de görmek gerek. Ve sonda birbirine düşman kesilmiş bir halk parçalanmışlığı. Hakikaten de Beckett'i andıran bir kitap.