-Bak Hakkı dedim bu limonlar bitmez, gerek yok depo etmene.
-Hayır biter, dedi. Baksana herkes yiyor.
-Farzet dedim, bu limonlukların sahipleri burada olsaydı, ve onlar da sabah akşam yeselerdi yine bitmezdi bu limonlar. Zira kendileri yemek için değildir, ihracat içindir bu limonlar. O nedenle yemeyle bitmez.
-Biter dedi, biter, baksana nasıl yiyorlar.
Birkaç çocuk çağırdı. İki çuval limon toplattı. Yatağının altına yerleştirdi. O da limon kokuyor.
Ve nihayet iki ay sonra, Voniden ayrılırken, Hakkı, onda birini bile bitiremedi onca limonu bahçeye döktürdü.
Yeryüzü camilerine alışmış Süleyman dededen haya ettik.
Girer girmez iki rekat kıldı bizi bıraktı kendi ırmağına daldı. Ahmet'le yapayalnız iki söğüt dalı gibi, kalın yağlıboyalı sütunların önünde büyük çağıltının dışında kaldık. Ve gördük ki mekan değildir zamandır önemli olan ve lakin o da değildir eylemdir önemli olan ve o dahi değildir kalp olmadıkça.
Mevsimden mevsime güneşin doğuş zamanı değişiyor, çalar saatim de yok, sabah namazlarında nasıl uyanıyorsun diye sordum. Pek şaşırdı soruma. İftiharla, "iman kuvvetiyle" dedi. Nasıl oluyor diye sordum. "Melekler bana seslenirler" dedi. Nasıl sesleniyorlar diye sordum. "Kalk duran hatun, namaz vakti geldi, kalk duran hatun, namaz geçiyor derler kalkarım" dedi.