“Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi”
Sunay Akın
Amerikan Başkanları, Hawaii’de ve 1898’de İspanya’ya karşı ayaklanan ülkelerde yeni müdahaleci politikalarını test ettiler ve geliştirdiler. Fakat bu durumlarda başkaları tarafından yaratılmış olan şartlara tepki göstermekteydiler. Bir başkanın, yabancı bir hükümdarı azletmek için ilk defa kendi kendine hareket edişi 1909’da, William Howard Taft’in Nikaragualı Başkan José Carlos Zelaya’nın devrilişini emretmesiyle gerçekleşmişti. Taft, Amerika’nın güvenliğini korumak ve demokratik prensipler aşılamak için bu şekilde hareket ettiğini iddia etti. Asıl amacı ise, Amerikan şirketlerinin Nikaragua’da istedikleri gibi çalışmalarını savunmaktı. Daha geniş bakılırsa Taft, Birleşik Devletlerin yabancı ülkelerde tercihi olan sürekliliği empoze etme hakkına parmak basıyordu.
Bu bir model oldu. 20. yüzyıl süresince ve 21. yüzyıl başlangıcına değin, Birleşik Devletler tekrar tekrar ordusunun ve gizli kapaklı faaliyetlerinin gücünü, Amerikan menfaatini korumayı reddeden hükümetleri devirmek için kullandı. Müdahalesini her seferinde cafcaflı bir ulusal güvenlik ve özgürlük iddiasının altına sakladı. Fakat çoğu durumda temelde ekonomik sebeplerle hareket etti- spesifik olarak Amerikalıların tüm dünyada engelle karşılaşmadan ticaret yapabilme haklarını kabul ettirmek ve korumak için.
1893 Hawaii devriminin arkasında Amerika’nın kuvvetiyle ilgili görkemli bir hayal yatmamaktaydı. Beş sene sonraki İspanyol- Amerikan savaşında ise bunun tam tersi geçerliydi. Bu esasen iki ayrı savaştı, birinde Birleşik Devletler, İspanyol sömürgeciliğine karşı savaşan vatanseverlerin imdadına yetişti, ikincisinde ise aynı vatanseverleri, özgürlüğüne yeni kavuşmuş ulusları tamamen bağımsız değil de Amerikan hamiliğinde olsun diye bastırdı. Bu çatışmalardan, Amerika’yla ilgili öncekilerden çok daha fazla küresel hırs barındıran radikal bir yeni olgu meydana çıktı. Bu olaylar, Birleşik Devletlerin dünyada nerede olursa olsun, sırf etkileyerek veya baskı yaparak değil, aynı zamanda yıkarak da müdahale etmeye başladığı yeni bir döneme işaretlediler.