Bu bir uyarı kitabıdır. Sahip oldugumuz seylerin degeri oldugunu ve deger verdigimiz seylerin bazen kıymetini bilmedigimizi anlatır.
Birileri size bir öykünün neyle ilgili oldugunu söylerse muhtemelen haklıdırlar. Öykünün yalnızca bunla ilgili oldugunu söylerlerse kesinlikle yanılıyorlardır.
O kadar yerinde bir yazı ki… Bu kitaba da öyle bakmalıyız. Sadece bir yere baglı kalıp da bu kitap sadece bunu anlatıyor diyemeyiz. Anlattıklarımız da cok hafif kalır zaten.
Bu, mutlulugunu maske gibi kullanan Montag`ın öyküsü. Bu, hayatının bittigini göremeyen, hayatın sadece dört duvarla kaplı aptal kutusundan ibaret oldugunu düsünen Mildred ve arkadaslarının ve hala dünyada yasayan ve bunun farkında dahi olmayan bircok insanın öyküsü…
Bir savas cıkarmak icin sadece bombalara ihtiyacınız yoktur. Bunu mu yapmak istiyorsunuz? O zaman kitapları ve dergileri yakın , televizyonları cogaltın, insanların düsünmelerini engelleyin ve sonra olacakları izleyin. Sonuc ne mi olacak? Tam bir facia , hem üzücü hem ürkütücü.
Düsünsenize itfaiceyiler atesleri söndürmek yerine evleri yaksalar hem de kitaplarla dolu evleri yaksalar nasıl olur? Cahillere gün dogar bence…
Montag da sıradan bi itfaiyeciydi. Iste bu evleri yakanlardan. Aslında söylemek gerekirse, tam olarak ne yaptıgının farkında olmayan, mutlu mu mutsuz mu oldugunu bile bilmeyen bir itfaiyeciydi. Ta ki biri ona ayna olana dek. Insanın bazen kendisini tanıması icin baskasının gözünden bakması gerekir. Belki ancak o zaman kendisini görebilir, sorgulayabilir. Ve bir sey daha: Bazı seylere bakmak icin bakarsan hicbir sey göremezsin!
Ve böylece Montag’ın kendisiyle imtihanı basladı. Eger bir seylerin yanlıs gittiginin farkındaysanız ve hala hicbir sey