Dilara CAN

Dilara CAN
@Dicalanra
Öğrenci
İstanbul
5 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
HAMLET: Var olmak mı, yok olmak mı, bütün sorun bu! Düşüncemizin katlanması mı güzel, Zalim kaderin yumruklarına oklarına, Yoksa diretip bela denizlerine karşı Dur, yeter! demesi mi? Ölmek, uyumak sadece! Düşünün ki uyumakla yalnız Bitebilir bütün acıların yüreğin, Çektiği bütün kahırlar insanoğlunun. Uyumak, ama düş görebilirsin uykuda, o kötü! Çünkü o ölüm uykularında, Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından, Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Reklam
"Meyhaneye sık gidiyorsun galiba?" diye sordu Demian. "Evet," dedim, miskin bir tavırla, "başka ne yapacaksın ki? Sonuçta meyhane hepsinden eğlenceli bir yer." "Öyle mi dersin? Olabilir tabii. Çok güzel bir tarafı da yok değil, esriklik örneğin, Bakkhus'a yakınlık. Ama bana sorarsan, meyhanelerde fazla vakit geçiren insanların çoğu bunları elden çıkarmıştır. Bana öyle geliyor ki, özellikle meyhanelere koşmak gerçekten biraz aptalca bir davranış. Evet, bir gece için, yanan meşaleler altında şöyle güzelce bir esriklik ve baş dönmesi! Ama bunun sürekli yinelenmesi, kadehlerin birbirinin gidip birinin gelmesi doğru bir şey olmasa gerek? Diyelim, her Allah'ın günü akşam olur olmaz meyhaneye gidip seğirtip gedikliler masasında pinekleyen bir Faust düşünebilir miydin?"
Sayfa 108·Kitabı okudu
The Red Death had long been feeding on the country. No sickness had ever been so deadly — so great a killer — or so fearful to see. Blood was its mark — the redness and the horror of blood. There were sharp pains, and a sudden feeling that the mind was rushing in circles inside the head. Then there was bleeding through the skin, though it was not cut or broken — and then, death! The bright red spots upon the body and especially upon the face of the sick man made other men turn away from him, afraid to try to help. And the sick ness lasted, from the beginning to the end, no more than half an hour.
EDMUND İnsanların geri zekâlı olduğunun bundan daha iyi bir örneğini arasak bulamayız. Hale bak, işler biraz ters gidince bütün suçun bizde olduğunu bilmemize rağmen kabahati yıldızlara, aya, güneşe yüklüyoruz. Öyle ya kaderimizi arkamızdan itmese cani olmazdık. Gökler istedi diye aptalız. Yıldızların etkisi altına girmesek ne sarhoş oluruz, ne yalan söyler, ne de başkasının kadınına göz koyarız. Hep yıldızların yüzünden... Annemle babam ejderha kuyruğunun altında sevişmeseler, ben de büyük ayının altında doğmasam bu kadar kaba, bu kadar şehvetli olur muydum hiç? Ne saçma!
"Neyi bekleyeceğim? Ayrıca kendimi hiç çocuk gibi hissetmedim, Charlie. Anlamıyorsun. Kendimi bildim bileli başımın çaresine baktım. Yemek, giysi, barınak, her şey. İnan bana, kaç yaşında olduğun fark etmez. Herkes yaşlanır. Herkes bir meslek öğrenebilir, vergilerini ödeyebilir ve bir aile kurabilir. Ama bu büyümek değildir. Asıl önemlisi dünyan sarsıldığında nasıl davrandığın ve etrafında neleri ne kadar görebildiğindir. Bir erkeği erkek yapan budur."