"yadsınmış çocuklar, suçsuz sürgünler, siz, hepiniz, yaşama çöllerden girmiş olanlar, her yerde soğuk yüzlerle, kapalı yüreklerle, tıkanmış kulaklara karşılaşmış olanlar, hiç yakınmayın! Size bir yüreğin açıldığı, bir kulağın sizi dinlediği, bir bakışın size yanıt verdiği anda bir sevincin sonsuzluğunu yalnız siz bilebilirsiniz. Kötü günleri bir tek gün siliverir.”
“Ah, efendiler, insanın bazen bilerek, isteyerek, sırf akılsızca davrandığı olur, sırf akılsızca davranmanın hakkı saklı kalsın diye… Belki de bütün insanlık tarihi budur zaten: akıllı olmakla akılsızca davranma hakkını savunmak arasındaki savaş.”
Kitap kahraman, kendi çelişkileriyle, toplumun rasyonalizmine ve “aydınlanmış” insan anlayışına karşı duyduğu tiksintiyle yüzleşir. İrade özgürlüğünü mutlaklaştırır, insanın çıkarına ters davranabileceğini savunarak akılcılığa saldırır.
”Ey özgür uluslar! Şu özdeyişi aklınızdan çıkarmayın:Özgürlük elde edilebilir ama kaybedildi mi,bir daha ele geçmez artık.
İlk köleleri köle yapan güçse,onları kölelikte tutan korkaklıkları olmuştur.
İnsanın toplum sözleşmesiyle yitirdiği şey,doğal özgürlüğü ile isteyip elde edebileceği şeyler üzerindeki sınırsız bir haktır.Kazandığı şeyse,toplumsal özgürlükle,elindeki şeylerin sahipliğidir.”